>Haftasonu Programı:

>

1. Küçük teyzoşa hediye alınıp geçmiş doğumgünü kutlanacak!

2.D-Chic kızı ile buluşup ne zamandır gitmek istediğimiz mağazalar (Made in Love, Chic, vs…) gezilecek ama hiçbir şey alınmayacak! Bir kere daha tekrar etmek istiyorum hayır asla alınmayacak!

3. T-zedeler olarak ekip halinde eski şirket arkadaşlarıyla buluşarak ex firma kaynatılacak!

4. Ablamların sağsalim San Francisco’ya varması için dua edilecek. Ama ne zaman San Francisco dense akla neden TRT’de fiii tarihinde oynayan San Francisco Sokakları dizisi geldiği bir türlü anlaşılamayacak 😛

5. Herkese güzel bir haftasonu dilenecek!

BİTTİ!

Advertisements

>Studio Nommo

>

Evinizi birazcık renklendirmeye, duvarlarınızı neşelendirmeye ne dersiniz? Studio Nommo’da birbirinden şirin duvar kağıtları ile artık bu çok kolay! Bu cıvıl cıvıl duvar kağıtlarını evimize, ofisimize taşıyarak içimizi açan Studio Nommo’nun yaratıcısı Deniz Akgüllü’yü bu harika fikrinden ötürü kutluyorum.
Benim favorim üstteki boğaz manzaralı ve alttaki duvardan sarkan insanlar…
Tasarımları görmek ve sipariş vermek isteyenler için websayfası: http://studionommo.com/








>En kısa zamanda mutlaka görülecek:

>

Can Dündar’ın “Mustafa” filmi dün vizyona girdi. Henüz izleme fırsatım olmadı ama izleyen arkadaşlarımın anlattığına göre film lider olan Atatürk’ü değil bir insan olarak Mustafa’yı anlatıyor, sanırım filmi anlamak için bu bakış açısıyla izlemek gerekiyor. Bir de ne olursa olsun ortada bir emek var, haksızlık etmemek gerekiyor diye düşünüyorum…
Turkcell’in sponsorluktan çekilmesi tartışmalarına son noktayı Can Dündar güzel bir şekilde koymuş, okumak isteyenler için bugün Milliyet’te çıkan yazısı: “Zorunlu bir açıklama “…

>Y-ass-ak

>

Bu memlekette hiçbirşey beni şaşırtmıyor artık, hatta youtube yasaklandığı zaman aklıma bunlar bir gün blogger’a da takarlar diye geçmişti… Bu yüzden blogger kapandığı zaman pek şaşırmadım, sadece yazma hevesim kursağımda kaldığı için üzüldüm. Vtunnel gibi sitelerden bloglara giriş oluyor, yazılar post ediliyor ancak edit yapılamıyor. Bu yüzden kaç gündür bloguma girip doğru dürüst yazı yazamadım. Ama o da ne bu sabah Esther‘in blogunu okurken bir baktım ki blogger yeniden açılmış!!! Çok sevindim, umarım 1 kişi için bir sürü kişiyi cezalandırıp yine kapatmazlar…

>Kafası karışanlara doğrusu: Egzoz

>

Türkiye’de gördüğüm tabelalardan sonra anladım ki Türk milleti olarak bir kelimeden binlerce kombinasyon yaratmada üstümüze yok! Nasıl mı?

Egzos
Eksoz
Egzoz
Ekzost
Eksozt
Egzozst
….

Abartmıyorum sanırım 10’dan fazla değişik şekillerde yazılmıştı ve bu kelimenin esası neydi yahu dememe yol açıp bir güzel kafam karıştı. Şimdi aynısını bu şirin Japon kibritlerini görünce yaşadım ve tereddüte düştüm kibrit mi, kiprit mi yoksa kirbit mi diye hiii hiii… Hello Kitty’li yara bantlarımı yıllarca çantamda taşıyıp kullanmaya kıyamadığım gibi bu kibritleri de kullanamazdım sanırım 🙂


Japonların yaratıcılığına, cicili bicili şeylerine ve şirinliklerine hastayım! Haa bir de sushi’lerine tabii onu da atlamamak gerek!

>The Day That Never Comes

>

Metallica’nın son albümü Death Magnetic’teki “The Day That Never Comes” şarkısını ilk dinleyişimde eskilerden Fade to Black’i andırdığı için pek tutmamıştım ama 3. dinlemeden sonra şimdi parçaya bayılıyorum, özellikle son kısmına… Burdan Murat Abimin de kulaklarını çınlatıyorum 😉

http://player.izlehaber.com/63357
Metallica – The Day That Never Comes Videoara.com

>Güzel Haftasonları…

>

Canım ablam ile ilgili yazımı yazdığım aynı günde ablamın da beni düşünmesi, aramızdaki yaklaşık 8098 kilometrelik mesafeye rağmen kalplerimizin bir olması müthiş birşey! Onu üzdüğüm için kendimi kötü hissetsem de aramızdaki uzaklığa rağmen aslında hep yanımda olduğunu bilmek (bunu yeniden keşfetmek) harika bir duygu. Benim için bunun ne demek olduğunu bilemezsiniz. Ayrı olsak, farklı hayatlarımız olsa da, farklı saat dilimlerinde yaşasakta aslında önemli olan sevgi açısından hangi noktada durduğumuz… Bunu yeniden hissetmeye gerçekten ihtiyacım varmış. Hayır o beni ihmal ettiği için asla değil, ama benim mesafelerin bir öneminin olmadığını tekrar anlamam için gerekiyormuş… Onun gibi özel bir ablaya sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ve ablaların öğretmeleri hiç bitmezmiş 🙂 Bugün de bana bu websayfasını öğretti: http://www.cuteoverload.com/ Benim gibi hayvanları çok seven herkesin bu siteye bayılacağını düşünüyorum. Hepimizin yukarıdaki bıcırıklar gibi sevgi dolu bir haftasonu geçirmesini dilerimmmm!

>Hep Genç Kalacağım…Hep Uzak Olacağız…

>


Son zamanlarda hep aynı tarzda rüyalar görüyorum, bir gece Selinle oyun oynuyorsam öteki gece Derinle’yim. Şüphesiz bitanecik yeğenlerimi çok özlüyorum, tabii canım ablamı da… Ama öyle bir noktadayım ki artık özlem ve kızgınlık bir arada sanki. Artık Türkiye’ye dönmeyeceklerinden eminim. Belki onlar da kendilerine göre haklılar, kızlar için daha güzel bir gelecek kurmak istiyorlar ama bu arada bize de haksızlık ettiklerini düşünüyorum. Kendimi sanal yeğenlere sahipmiş gibi hissediyorum. Varlar ama yoklar… Artık yeğenlerimi yılda bir defa görmek, ablamla yapabileceğim herşeyi bir aya sığdırmak istemiyorum. Canım istediği zaman ablamı aramak ve hadi bana çaya gel demek istiyorum. Başka insanlar için sıradan olan şeylerin inanılmaz özlemini çekiyorum… Etrafımda ablası ya da kardeşi olan arkadaşlarım haftasonları birlikte vakit geçirdiklerinde onları kıskanıyorum, istiyorum ki benim ablam da bana bir kapı zili kadar yakın olsun. O zili çalıyım ve boynuna sarılıyım, kızları uyutalım, oturup dedikodu yapalım, ona her konuda danışıp fikrini alıyım… Sürekli anılarımı canlı tutmaya çalışıyorum. Küçükken Libya günlerimiz, gece yatağımıza yattığımızda ablacım (veya kardeşim) şimdi sırtımı dönüyorum yanlış anlamazsın di mi diyerek kibarlıktan bir türlü dönüp uyuyamamamız, Marmaris Turban’ın diskosuna giderken çalan parçaları duyunca kalbimizin küt küt atması, Murat Abi’nin ona her hafta aldığı markazit veya gümüş takılara bakıp benim sevgilim ne zaman olacak yaaa diye iç geçirmelerim, morali bozuk olduğunda bir Nutella alıp TV karşısında oturup Nutella’yı kaşıklaması, saçma sapan şeylere saatlerce gülmemiz, kısacası ona ait herşeyi ve anılarımızı hep canlı tutmak istiyorum. Ama yetmiyor, yılda 1 zaman geçirmeye çalışıp geri kalan 11 ayı lanet olası telefon ve maillerle idare etmek yetmiyor. Elim artık telefona gitmiyor 😦 Şu anda ablam San Francisco’ya taşınma hazırlığındayken bu duyguları buraya dökmem ne kadar doğru bilmiyorum, belki bunları kendime saklamam gerekiyor yanlış yapıyorum ama hissettiklerim bu. Bir yandan böyle zamanlarda yanında olamadığım, ona yardım edemediğim için üzülüyorum, bir yandan böyle cesur kararlar aldıkları için onu yüreklendirmek istiyorum, öte yandan aramızdaki uzaklık & saat farkı daha da artacağı için kızıyorum. Kısacası karman çormanım! Acaba sevdikleri uzak yerlerde olan herkes zaman zaman böyle duygulara kapılır mı? Özlem kimi zaman yerini tuhaf bir kızgınlığa bırakır mı? Ya da çok özlediğiniz için böyle saçmaladığınız olur mu?

Aslında bu yazı sadece Sabahattin Ali’den ve onun ailesine, arkadaşlarına ve iş ortaklarına yazdığı mektuplarla, ailesi, arkadaşları ve öğrencileri tarafından ona gönderilen mektupların bir araya getirildiği “Hep Genç Kalacağım” kitabından oluşacaktı. Bu kitabı görünce acaba ileride biz de birbirimize yazdığımız mektuplardan böyle bir kitap çıkartır mıyız diye düşünürken nerelere geldim…

Hayır hiçbirşeyin üstüne iyice tuz biber katmak amacında değilim, bu yüzden ablamla ikimizi mutlu edecek ve Turban gecelerine götürecek şarkılarla bu havayı dağıtmak istiyorum… Canım ablam seni çok seviyorum…

http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf

http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf

http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf