>Başlıksız…

>

Dün sevdiğim bir arkadaşımın bebek beklediği haberini aldım, kendisine de sürpriz olmuş, onun adına çok sevindim, yeni bir bebiş daha geliyor ne güzel 🙂 Canım arkadaşım sizi tebrik ediyorum, bebeğinizi kucağınıza alacağınız günü ben de heyecanla bekliyorum !!! (En önemlisi sağlıklı olması tabii ama ben gözlerinin seninkiler gibi yemyeşil olmasını diliyorum tatlım!)

Bu hafta işyerinde nöbetçiydim, bu demek oluyor ki: noni iş çıkışı direkt eve kaçar 🙂 Geçen akşam TürkMax’te Zeynep’in 8 Günü filmi vardı, izliyim dedim. Bu şahane senaryo kime ait merak ediyorum doğrusu?! Kadın asosyal mi yoksa embesil mi belli değil, hele bir dans sahnesi var ki oyyy oyy oyyy Yıldız Tilbe halt etmiş! Bir de ben bu Pandik Sevdik kızımıza bir türlü ısınamadım, oyunculuğu o kadar abartılı ki filmde eğreti duruyor resmen! Belki miki sahneleri gösterirler diye heyecan yaptıydım ama o sahneleri de kesmişler mi, buyur sana sıkıcı bir film! Haa bir de kızın hayatında aşk yokken film siyah beyaz, aşk varken renkli, aşkı kaybedince yine siyah beyaz oluyor, bu kısmı bile filmi kurtarmaya yetmiyor ne yazık ki…

Takip ettiğim birkaç dizi dışında kitaplarımı açıyorum, aptal filmleri seyredip vakit kaybetmekten çok daha iyi oluyor. Şu aralar prensesimin hediye ettiği, Elizabeth Gilbert’in “Ye, Dua Et, Sev” isimli kitabını okuyorum. Ve sayfaları çevirdikçe bu yazarla aramda ne kadar benzerlikler olduğunu görüyorum, demek ki kadınlar hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar boşanma esnasında ve sonrasında yaşadıkları/hissettikleri aynı oluyor. Kendimden çok şey bulduğum bu kitabı severek okuyorum. Konusuna gelince; boşanma ve yıkıcı bir depresyondan sonra Elizabeth 1 yıllık bir seyahate çıkarak İtalya’da keyif, Hindistan’da ibadet ve Bali’nin Endonezya Adalarında dünyevi hazlar ve ilahi yücelik arasındaki dengeyi bulmaya çalışıyor…

Bunun dışında iş-ev arası gidip gelirken okuduğum çok eğlenceli bir kitap var, bu da Gofretimin hediyesi… ABD’li yazar ve radyo programcısı Sherry Argov tarafından kaleme alınan “Erkekler Niçin Cilveli Kadınlardan Hoşlanır” isimli kitap, birçok kadının düşündüğü ama dile getiremediği sorulara açıklık getiren bir ilişki rehberi niteliğinde… Kitapta güçlü ve bağımsız kadınların erkeklere uygulaması gereken çekim ilkeleri yer alıyor. Kısacası kadınlara kedi-fare oyununun inceliklerini anlatıyor 🙂 Ben her ne kadar oyunlardan çok açık olmanın daha doğru olduğuna inansam da bugüne kadar bunun pek işe yaradığını görmedim. Evet ne yazık ki erkekler oyun oynanmasını seviyor, bu nedenle oyunu kuralına göre oynamak isteyen hemcinslerime tavsiye edilir 😉 Kitabı bitirir bitirmez hemen 2-Chic kızına paslayacağım!

Bugün bana cuma gibi geliyor, bir neşe doluyum ki sormayın acaba yarın tatil olduğu için olabilir mi? Evde kitap okuyup, bol bol kedilerimi mıncıklamayı düşünüyorum 🙂 Bu arada bir arkadaşım blogumun içeriğini sadece belli bir gelir grubuna değil herkese hitap edecek şekilde değiştirirsem daha iyi olacağını söylemişti. Ona açıklama yapmıştım ama belki onun gibi düşünenler olabilir diye bir de burada yazmak istedim. Ben hep olduğum gibi yazıyorum, ne bir eksik ne bir fazla, yani gerçek hayatta nasılsam burada da öyleyim. Arada bir komik kılıklara bürünsem de kendimi olduğumdan farklı bir kalıba sokmuyorum. Beni takip edenler arttıkça tabii ki mutlu oluyorum, sonuçta bu kişisel tatmin sağlıyor ve insanı yazmaya daha çok itiyor. Ama yaşadığım hayatın gayet sıradan olduğunu size söylemek istiyorum… Markası hiç önemli değil herhangi bir makina alıp dışarıdaki hayatı fotoğraflamak (ki şimdi bahar geliyor ağaçlar çiçek açıyor, çekilecek malzemeler çoğalıyor) ve bunu herkesle paylaşmak, bir sahafa girip kitap alıp bunu okumak ve bu kitap hakkındaki fikirlerinizi yazmak, sergileri dolaşmak (ki çoğunda giriş ücreti alınmıyor), ücretsiz seminerlere katılmak vesaire bunların hiçbiri engel tanımıyor… Tek yapmanız gereken bulunduğunuz şehre göre bir kültürel etkinlik listesi çıkartmak, size eşlik edecek kafa dengi bir arkadaşınız da yanınızda olursa oh ne ala 🙂

Bu yazıyı buraya kadar yazdıktan sonra işyerime Fıstık Yeşilim Ekin geldi, gelirken yanında daha önceden bahsettiğim Özdemir Asaf’ın “Yuvarlağın Köşeleri” adlı kitabını getirmiş, çok sevindim 🙂 Eve gidince hemen sayfalarını karıştırdım. Bu arada bugünkü neşem çalışma arkadaşım sayesinde gölgelendi. İşyerinde onun yerine getirildiğim için sanırım beni düşmanı gibi görüyor, masalarımız karşılıklı olduğu için de birbirimize katlanmak zorundayız. Bugün saçma sapan nedenlerle kavga çıkardı, sinirlerimi bozdu, bende dayanamadım gidip İK müdürüne şikayet ettim, ne olacaksa olsun, inceldiği yerden kopsun artık umrumda değil. Hayatımda negatif insanlara tahammül edemiyorum, hem negatif hem problemli insanları ise hiç çekemiyorum. Gofretim iyi ki sen varsın… Bak bir gün izin aldın sen yokken neler oldu, artık WC’ye bile gidemezsin Taci gibi bezlen de gel haa haa 🙂

“Düşmanınıza sevgi yönünden yaklaşınız. Onun içine girersiniz. Sonuç sevgiyi kullanma seçiminize kalmıştır.

Yıkmak için saldırganlıkla kullanırsanız, düşman dağılır ama düşmanlık kalır.

Yapmak için iyilikle kullanırsanız, düşmanlık dağılır, insanlık kalır.”

Özdemir Asaf

Keşke sadece insanlık kalabilse…

3 gün, 3 koca gün, herşeye rağmen tadını çıkartacağım 🙂 Hepinize iyi tatiller!!!

Advertisements

>Noni @ Bollywood

>

Namaste 🙂
Yani merhaba şekerlerim 🙂
Sizlerin dünkü gazından sonra akşam Hint güzeli kılığına girdim. Görüyorsunuz di mi insanın sıkıntıdan yapmayacağı şey yok vallahi, hırttan sonra bu halimi de gören olası beyaz atlı prensim dört nala kaçar gider ama Hindistan’da prim yaparım diye düşünüyorum 😛 Ehhh şansım da yaver giderse Guru Pitka gibi şöyle yakışıklı bir Hint fakiri bulur tapınakta evlenirim 🙂 Ben o zamana kadar şu Hint dansını öğreniyim bari 🙂 Mere naina mere naina mere nainaaaaa…….
noni dance
p.s. Canım ablam Decaf Latte’me katkılarından ötürü çoookk teşekkür ederim 🙂

>Çori çori hum gori se

>

Gaykedi‘ciğimin blogunda Budist manastırından bir ilahi dinleyerek güne başladım bu sabah. Benim de aklıma The Guru filminden kalan bir şarkı geldi, hemen onu buldum, dünden kalan enercim devam etmekte 🙂 Aja aja aja aaaaaaaa !!!!!!!!!!!!!!!! Bu arada yukarıdaki yakışıklı Love Guru filminden Mike Myers, çok seviyorum bu adamı ben… Sending me love, peace and plenty of what??? I’m sorry babe but I’m on diet!!!

http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf

Instead of that let’s do meditation and read cards ok?

>My Drag Queen !

>

Size daha önceden bahsetmiştim, Can Sarıkahya’nın “O Anda” isimli sergisinde yer alan bir fotoğraf beni kalbimden fethetti diye… Üstte görmüş olduğunuz, İbiza’da çekilmiş olan bu Drag Queen’i sergide görür görmez işte bu dedim içimden…

Sizde ne çağrıştırdı bilmiyorum ama ben bu fotoğrafta 2 şey görüyorum:

1. Müthiş bir özgüven
2. Hepimizin içinde yer alan öteki yüz… Sizce de günümüzde herkes birer maske takarak dolaşmıyor mu? Hangimiz gerçekten olduğumuz gibi davranıyoruz acaba? Öte yandan ben her erkeğin içinde bir dişi, her kadının içinde de bir erkek yattığına inanıyorum. Ehhh benim içimde nasıl bir “hırt” yattığını hepiniz daha önceden görmüştünüz zaten 🙂

Bu harika özgüven abidesi şimdi yatak odamda duruyor, çok mutluyum 🙂

>Ayakkabı Perisi

>

Bu hafta çok güzel bir davet aldım, Ayakkabı Perisi‘nin tatlı sahibesi Gülistan Hanım beni butiğine davet ediyordu. Benim gibi bir ayakkabı cadısı olur da bu daveti geri çevirir mi hiç 😉 Ama bir şartım oldu kendisinden, çiçeği burnunda bir fotoğrafçı olarak butiğinin fotoğraflarını çekmek için izin istedim, bu isteğimi kırmadı kendisi… Böylece dün tatil gününü de fırsat bilip 2-Chic kızı ile birlikte Ayakkabı Perisi’nin yolunu tuttuk 🙂

Ayakkabı Perisi, Gülistan Hanım’ın 9 yıldır özel sektörde çalıştıktan sonra kendi işini kurmaya karar vermesiyle ortaya çıkmış. Bizim gibi ayakkabı meraklılarına 7 ay önce internet ortamında hizmet vermeye başlayan Ayakkabı Perisi ilk şubesini Şubat ayında Kazasker’de açmış.

İçeri girer girmez kendimi kaybettim resmen, bir yandan Gülistan Hanım’ın ikram ettiği kahveyi içerken bir yandan da ayakkabıları denemeye başladım.

Yeni sezondaki ayakkabılar 129,00 – 159,00 TL arasında, indirimdekiler ise 69,00 TL’den başlamakta…

Butikte ayakkabılar dışında Guess ve Betsey Johnson marka saat, cüzdan gibi çeşitli aksesuarlar da bulunuyor…

2-Chic kızı ile biz bu DKNY saten elbise ile Nine West lycra elbiseye bayıldık 🙂

AND THE WINNER IS…..

Bu siyah oxford ayakkabı oldu !!! Ehh bir butikte bir sürü güzel ayakkabı ve iki boğa kızı olursa seçim yapmakta zor olur 🙂 Pazartesi giymek için sabırsızlanıyorum 😉

Veee karşınızda; çok tatlı biriyle tanışmış, bir sürü foto çekmiş ve harika bir ayakkabı almış mutlu bir Noni 🙂

Ahhh bu arada Gülistan Hanım’ın nazik hediyesini de atlamıyım, kedili mumluğumu da eve gider gitmez fotoğrafladım hemen. Herşey için, en başta da sıcak sohbetiniz için çok teşekkürler 🙂


Ayakkabı Perisi’ne uğramak isteyenler için adres yukarıda… Yok bana çok uzak gidemem derseniz Gitti Gidiyor’daki adresi de burada

Hepinize mutlu bir haftasonu diliyorum.

Sevgilerimle…

>i-wear

>

Bir süredir alışveriş raporu sunmamıştım, gerçi ben bu konuda son zamanlarda mutasyona uğradım, 2-Chic kızı ile yapmayı düşündüğümüz Yunanistan turu & San Francisco planlarım mı yoksa uzun süredir işyerimde yaşadığım gerginlik nedeniyle önümü fazla görememem mi bunda etkili oldu bilemiyorum ama deli alışverişlerime noktayı (.) koydum artık!

Ne zaman Bağdat Caddesi’ne insem bebelerin gözünde orjinalini (veya taklidini) görmekten ötürü Tom Ford gözlüğümden resmen soğumuştum, bir de modelinden artık sıkılmıştım. Hayatımda tüm eskileri artık rafa kaldırdığım için gözlükte de yenisine yer açmak lazım dedim. Haftasonu yaptığımız alışveriş turunda anne kız gözlüklendik, ben bu Burberry gözlüğü beğendim, annişte başka bir gözlük aldı, tatil dönüşü o da kendi bloguna fotolarını koyar artık 😉

Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur 🙂 Ehhh böyle kapalı ve sıkıcı havaya ancak bu şarkı yakışır! Accessorize’dan bir daha bişey almak mı tövbeee! Ucuz Çin malı ürünleri kakalıyorlar resmen, bu şemsiye alındığı ilk hafta kırıldı, ben de hemen iade ettim. Efendim önce inceleme merkezlerine göndermeleri gerekiyormuş. Vallahi bu merkezleri çok merak ediyorum, gözümde ultra lux bir laboratuvar, üstlerinde beyaz önlükleri ile bir şemsiyeyi mikroskop altında inceleyen bilimadamları canlanıyor 🙂 Neyseki 1 haftalık inceleme sonrasında sorunun tüketici hatası olmadığına karar verdiler. Ben de yerine alttaki kolyeyi aldım, mecburen…

Ancak kolye başka birinin ilgisini daha çok çekti ve hemen el koydu 🙂

Bir ev kedi dolu olursa o evdeki aksesuarlar tabii ki kedilerle alakalı olur 🙂 Canım arkadaşım Kristin’in atölyesine ne zaman uğrasam kendimi kaybediyorum. En son gelen ürünlerinden biri de bu şirin kedili anahtarlıklar, her rengi var, ben yeşillisini kaptım 😉 Eğer yolunuz Çukurcuma’dan geçmiyorsa Kristin’in Etsy’deki dükkanına bir uğrayın derim 😉

Bu arada Kristin’in atölyesinde Ayşegül’ün taçlarını da gördüm, her tacı elime alıp bunlar benim tatlı arkadaşımın ellerinden çıktı diye sevdim…

El demişken kendi elimi de bir göstermek istedim. Rahmetli Tekirimi çok vahşi yetiştirmiştim, öyle oyunlar oynardık ki (ehh o zamanlar 12 yaşında olduğum için pek akıllı hareketler beklememek lazım…) benim kolum tırmık içinde kalırdı, kendimi elinden zor kurtarırdım! Yaş 30 olunca insana ister istemez bir olgunluk bir ağırlık geliyor tabii 😛 Bir de ben böyle pozitif enerjiye çok taktığım için 3 kedimi de oldukça hümanist şekilde yetiştirdim, bizim evimizde Zen felsefesi hakimdir, asla kavga olmaz, pati atılmaz, sloganımız “make love, not war” 🙂 Gerçekten de asla saldırma içgüdüsüyle hareket etmezler. Ama geçen akşam uykumun ortasında bir uyandım ki 2 bey birbirine girmiş, sebepte benim yanımda uyumak istedikleri ve beni paylaşamadıkları için! Tabii bu kavga esnasında benim el gümbürtüye gitti, cırt cırt ve sonuç kırmızı iki tırmık. Ben böyle bir kıskançlığı ve paylaşılamamayı ömrü hayatımda iki ayaklı bir erkekten görmedim o da ayrı!

Havalar kötü gittiği için (bugün İstanbul yağmurlu) gözlüğümü ancak evde takabiliyorum haa haaa yassık bana amaaa 🙂 Bu arada benim veletler bu halimle tanımadılar beni, ayy evde herkes ayrı çatlak!!!

http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf

>Cats’ Meow!

>

En sık duyduğum sorulardan biri: 3 kediye bakmak zor olmuyor mu? Sorumluluk açısından bir veya üç kesinlikle farketmiyor. Evet zor tarafları da var; siyah pantalonla koltuğa yayılıp tüylü bir popo olarak kalkmak, kumlarını temizlerken burun deliklerimin olmamasını hayal etmek (Tarçın bu konuda köpekleri cebinden çıkartır!) her seferinde gidip deri sandalyelerde tırnaklarını kaşımaları vs… Ama yine de onlarsız bir hayat düşünemiyorum! Baktım ki bizim beraber çekilmiş fotoğraflarımız çok az, ben de geçen hafta kucakladım benim veletleri ve geçtim objektifin karşısına 🙂

Isn’t it difficult to take care of 3 cats? That’s the most common question I’ve heard of… To be honest it doesn’t matter if you have one or more pets at home in terms of responsibility. Yes it has some difficulties, for instance when I sit down to my coach, I always stand up with a hairy butt – when I clean their cat litter, I wish I never have a nose – when they only scratch my leather chairs etc… But whatever they do, I can not imagine a world without them! They are like my babies 🙂 I realized that we don’t have many photos so I took some last week.

http://widget-89.slide.com/widgets/slideticker.swf

Ladies first! Bediş’in bu çiroz görüntüsüne aldanmayın siz, bu görüntünün altında aslında çok güçlü bir kız yatıyor! Patisinin sakatlığını hiçbir zaman ciddiye almayıp evin en hareketli hatunu olma bayrağını elinde taşıyor 🙂 Bir de zannediyorum kendini köpek sanıyor çünkü en sevdiği oyun oyuncağının uzağa atılması, koşarak alıp önüme koyması, dikkatimi çekmek için patisiyle koluma dokunup yüzüme bakıp miyavlaması, sonra benim oyuncağı yine fırlatmam, yine koşup alması vee veee tüm gece deli kız gibi bu oyunu tekrar etmemiz. O kadar tatlı ki ona hayır diyemiyorum bir türlü…

Ladies first! Don’t ever think that this little princess is fragile, she has a brave heart! When I got her from the shelter, she got a surgery from her paw. But she never worried about that. She is the most hyperactive cat in da house! And I guess she thinks that she is a dog because we play fetch game constantly. I throw her favorite toy, she brings it to me, if I don’t continue the game she pokes my arm with her little paw, looks at my face, meows and I throw the toy again and…it goes all night like that. What can I say? This little cute face makes it impossible to turn her down!

O birrr tosun paşa, o birrr sefa mezevengi, o birrr sarı patates 🙂 Tarçın’ı ilk aldığım zaman o kadar korkak bir kediydi ki, zamanla kabak çiçeği gibi açıldı maşallah. Paşamız genelde uyuklar (ve uyuma mekanı olarak genelde kafamı tercih eder, saçlarım ona kuş tüyü yastık gibi geliyor sanırım!), uyumadığı zamanlarda yemek yer, tüylerinin uzunluğu dışında pek bir falsosu yoktur oğlumun! Aaa bir dakka unutuyordum acayip horlar ve sesli şekilde pırtlar, bir de pırtladığı zaman benim yüzüme ters ters bakar sanki ben yapmışım gibi haa haa 🙂

He is my hairy ball, he is my teddy bear and my pommes frites 🙂 He was a poor coward boy when I got him two years ago. But I have a special ability to spoil the men instantly! He couldn’t resist my charm 😉 He likes to sleep a lot, especially on my head! I guess my curly hair looks like feather pillow to him! Beside those he is not a trouble at all, ohh wait a minute! I almost forgot to mention his farts! And whenever he makes it he takes a look at my face as if I did it 🙂

Ayyy yok öldürseniz bu kara böceğe istemediği birşeyi yaptıramazsınız, illa kendi dediği olacak. Kucağımda 2 dakka duramadı, gören de boğazlıyorum zanneder! Çok yaramazdır, gelen misafirlerin çanta içlerini kontrol etmeye bayılır, yakında işi aşırmaya kadar götürecek kabak benim başıma patlayacak diye korkuyorum. Bir de beni kimseyle paylaşamaz, özellikle Tarçın’ı çok kıskanır… Ne zaman Tarçın’ı gizli gizli sevmeye kalksam hangi odada olursa olsun koşarak yanımıza gelir hem de söylene söylene (muhtemelen “noluyo leeynnnn!!!” diyordur) ve Tarçın’ı sevmiyim diye kafasıyla elimi iter. Ha bir de Miso’da Tarçın gibi pırtlar ama en tehlikeli olanından, sessiz sessiz yaptığında ben mekanı anında terkederim 🙂

No way! You can not dominate this little black tomcat 🙂 Maybe you can not understand it but I took that photo under big stress! I guess Miso was a pickpocket in his previous life because his favorite play is snitching. I’m afraid I’ll be in big trouble because of that! He is very jealous of Tarcin, he can not stand him around me. Whenever I play with Tarcin, even he is in another room he feels it (I don’t know how?!) and comes near to us while grouching. And I also would like to mention his silent farts – which are the most dangerous ones – therefore I vanish immediately when he does it 🙂

İşte özetle benim pisilerim böyledir. Birini diğerinden ayırmam mümkün değil, hepsini aynı derecede çok seviyorum ve onları severken ilk göz ağrım Tekirim’i hep sevgiyle anıyorum, kedileri bu derece sevmemde ve üçünü birden yuva sahibi yapmamda onun gerçekten büyük etkisi oldu… Rahat uyu sen oğluşum…

I try to represent you my little babies… I love them both equally. And I always remember my angel cat Tekir with love because he had a big influence on me to love cats that much and this love & longing made me adopt three cats at the same time. Rest in peace…

Is It Normal? diye çok matrak bir websitesi keşfettim. Takıntılarınız veya tuhaf fobileriniz varsa buraya yazıyorsunuz ve okuyanlar sizin ne kadar normal olduğunuza (veya olmadığınıza) karar veriyorlar. Mesela buraya yazanlardan biri kedimi o kadar çok seviyorum ki eğer evcil hayvanlarla evlenmek yasal olsaydı onunla evlenmek isterdim demiş. Ehh Google’da çorap koklamak günah mıdır” diye arama yapan yurdum insanlarından sonra yabancıların tuhaf eğilimleri beni hiç şaşırtmıyor doğrusu 🙂

I discovered a funny website: Is It Normal? If you are curious how others might perceive your situation, you submit your story and find out what others think. For example one guy revealed that he loves his cat too much, he wishes it was legal to marry a pet. I saw a lot of weird people in my country so aliens don’t surprise me!

>Teşekkürler!

>

Followers listem uzun süredir 90’larda gezinip duruyordu, 3’lü hanelere bir türlü terfi edememiştim fakat bugün bir baktım listemde tam 100 kişi olmuş 🙂 Ohhh bugünleri de gördüm ya sırtım yere gelmez artık 😛 Öncelikle beni takip eden herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Ama biriniz followers listemden çıkmaya kalkar ve bu sayıyı düşürürse o kişiyi bulur lime lime ederim ona göre!!! Haa haaa cute but psycho Noni 🙂

Neyse bu ince ayardan sonra esas konuya geçebilirim, ben kendi çapımda bir uygulama başlatmak istedim, 100. kişiye extra bir teşekkür etmek istiyorum, Kirpikteki Gözyaşı eğer adresini bana e-mail olarak gönderirse kendisine ufak bir teşekkür kartım olacak. Ne yazık ki listemdeki herkese bunu yapma imkanım yok ama bundan sonra her 50 kişide bir (her 100 kişide bir yapmaya kalkarsam bir asır geçer zannediyorum!) böyle özel bir teşekkür göndermeyi düşünüyorum…
Sevgilerimle…

>Haftasonu Anında…

>

Birkaç dakika sonra pazartesi olacak, kedilerim etrafımda oyun oynarken, arkada Dianne Reeves “Exactly like you” diyor ve ben keyifle bloguma haftasonu özetini geçiyorum… Mutluyum çünkü haftasonu sevdiklerimle harika vakit geçirdim.

Cumartesi güne küçük teyzoşla başladık. Evimin çok yakınında Byotell diye bir otel varmış ama benim haberim dahi yok, işin komik tarafı ben bunu Koreli arkadaşımdan öğreniyorum, halbuki çevresiyle alakalı biriyimdir ama koca otel gözümden kaçmış olmalı 😛 Neyse kısacası gidip bir deneyelim dedik ve burada brunch yaptık.

Brunchtan sonra karşıya geçtik ve ilk durağımız Can Sarıkahya’nın “O Anda” fotoğraf sergisi oldu. Can Sarıkahya’nın aynı mekânda farklılıklar ve farklı mekânlardaki benzerlikleri ölümsüzleştirdiği karelerden oluşan “O Anda” fotoğraf sergisine annesi Zuhal Sarıkahya’nın aşk temasını işlediği “O Eski Aşklar” resim sergisi eşlik ediyor. Can Sarıkahya “O Anda” da dünya üzerindeki 6 milyar insanın aynı anın içinde gülmekten ağlamaya, çalışmaktan eğlenmeye farklılaşan hallerini 5 kıtada 40 ülkeye yaptığı seyahatleri sırasında çektiği fotoğraflarla sanatseverlerle buluşturuyor. Zuhal Sarıkahya ise “O Eski Aşklar”da aşkı tuvaline, kırmızı başta olmak üzere sıcak renklerin fırça ve spatül darbeleriyle oluşturduğu dokularla aktardığını belirtiyor.

Harika bir fikir değil mi? Bir yanda tablolar diğer yanda fotoğraflar ve bu güzel fikir bir anne ile oğluna ait! Onları tanıma şansına sahip olduğum için gerçekten çok mutluyum! Ve ben bu sergideki en muhteşem fotoğrafı aldım, evde duvarıma asar asmaz sizlerle de paylaşacağım, bana kesinlikle hak vereceksiniz. Bu arada Can Bey’den haftaya pazar günü fotoğrafçılık dersleri almaya başlıyorum 🙂 Umarım kendisi sabırlı bir hocadır çünkü enstantane ve diafram konusuna kafası basmayan bir öğrencisi olacak ama o henüz bunu bilmiyor hiii hiii 🙂

İkinci sergi durağımız ise Düşler Akademisi’nin 10 farklı atölyesinde eğitim gören farklı engel gruplarından fotoğrafçıların özel hayatlarını anlattıkları “Kabuğu Kırmak” isimli fotoğraf sergisi oldu. Düşler Akademisi‘ni bende bu sergi sayesinde öğrendim. Dezavantajlı gençlerimizin engelsiz bir yaşama kavuşmaları için Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) ortaklaşa geliştirdiği ve Türkiye Vodafone Vakfının maddi desteğiyle hayata geçirilen Düşler Akademisi, Beşiktaş Belediyesi tarafından tahsis edilen mekanlarda eğitimlerini gerçekleştiriyor. Engelli ve sosyal dezavantajlı gençlere konusunda uzman eğitmenler tarafından ücretsiz olarak kültür ve sanat eğitimlerinin verildiği uluslararası bir sosyal sorumluluk projesi olan Düşler Akademisi, ritim, dans, drama, film, fotoğraf, DJ, enstrüman, resim, tasarım atölyelerinden oluşuyor.

Her iki sergi de beni inanılmaz etkiledi… Bir yanda genç yaşına rağmen 40 ülke gezmiş özgür bir fotoğrafçı diğer yanda belki de engelleri nedeniyle bu imkana asla erişemeyecek olan ama ruhları özgür olan fotoğrafçılar… Fotoğrafçılık ne kadar evrensel bir sanat değil mi? Ve hiçbir engel tanımıyor… Hepsini tekrar tebrik etmek istiyorum ve başarılarının devamını diliyorum. Umarım bir gün benim de çektiğim fotoğraflar bir sergide yer alır ve ben de bu mutluluğu tadarım…

Sergiden sonra Nermin’le Cihangir’de buluştuk, önce favori mekanımız Miss Pizza’da oturduk çünkü 2-Chic kızının confession zamanıydı, ifadesini aldıktan sonra birçok kez önünden geçtiğimiz ama hiç denemediğimiz Villa Zurich Otelin roof’unda yer alan iLounge’a girdik. Çok keyifli bir yerdi, ben şahsen çok eğlendim 🙂

Pazar günü de anniş ve babişle harika bir kahvaltının ardından caddede analı kızlı (böyle bir yemek adı mı vardı ne?) alışveriş turu yaptık. Sonuç itibariyle haftasonum harika geçti. Hafta içi işyerinde beni ne gibi sürprizler bekliyor hiç bilmiyorum ama bu neşeli halimi hiçbirşey bozamayacak çünkü… o da bana kalsın herşeyi de bilmeyin canımmmm 😉

Çok sevdiğim bir şarkı ile haftasonunu kapatıp hepinize şimdiden harika bir hafta diliyorum!

>~ Atatürk ~

>

Dün gece rüyamda Atatürk’ü gördüm. Bir masada oturuyordu ve aynen üstte yer alan fotoğraftaki gibi bakıyordu, ben de içimden inanamıyorum şu anda karşımda Atatürk duruyor ve ben onu seyrediyorum diyordum. Sonrasını hatırlamıyorum… Böyle yılda bir veya iki defa Atatürk’ü rüyamda görürüm, ben asla konuşmam sessiz kalırım, o ya bakar ya da bir iki cümle söyler. Bu rüyaların bir anlamı var mı hiç bilmiyorum… Belki de bir daha asla onun gibi bir liderin bu ülkeye gelmeyeceğini bildiğim için rüyalarımda onu izleyerek avutuyorum kendimi kimbilir… Ne tesadüftür ki dün gece gördüğüm bu rüyadan sonra bu sabah ablamın blogunda Öykü‘nün çok anlamlı bir mim başlattığını okudum. Daha sonra Ayshecan, Nazo ve Cimbakuka’nın da bloglarında bu mime yer verdiklerini gördüm… Ben de blog dünyasının en anlamlı mim’ine dahil olarak bugün özgür bireyler olarak yaşamamızı sağlayan Ulu Önder’imizi buradan saygıyla anmak istedim…