>İstanbul Fashion Days

>

Ormandan çıkar çıkmaz kendimi modanın kollarına attım 🙂 Geçen hafta Red Bull’un nazik jesti ile adresime gönderilen davetiye paketini kaptığım gibi İstanbul Fashion Days’e doğru kanatlandım 🙂

İstanbul Fashion Days; 27-28-29 Ağustos 2009 tarihleri arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla binasında düzenlendi, hafta içi çalıştığım için ben son güne katılabildim…

Fakat tam bir şaşkın ördek olarak Taşkışla yerine İşletme Fakültesi’ne gittim 😛

Bu ufak adres karmaşasından sonra başladım Türk modacıların yeni koleksiyonlarını dolaşmaya…

Nilgün Belgün & Ayşegül Aldinç de ordaydı…

Gamze Saraçoğlu’nu kaçırdım, Özlem Süer’in defilesini yakaladım.

Defileden sonra Red Bull standını buldum, tabii ben yeterince şugar bir gacı olduğum için Sugar free Red Bull tercih ettim 😉

Favorim Hakan Yıldırım!

Bu keyifli etkinlikte yer almamı sağlayan Red Bull’a teşekkürlerimi gönderiyorum…

>Ormanda bir Ceynoni :P

>

Belgrad Ormanı’na gidelim mi? Bu soruyu ilk duyduğumda içimden abbovvv dedim benim melek yüzlü Tarzan niyeti bozdu atacak beni ormana vıyyhhhh başıma gelenler diye ağıdımı yakmaya hazırdım bile 😛 Ben nerden biliyim oranın masum bir ormancık olduğunu! Gittim, gördüm, tek parça halinde döndüm 🙂 Bir sürü fotoğraf çektim, bilgisayara aktarınca bir baktım açık yeşil, koyu yeşil, nefti yeşili, sarıya çalan yeşil ha bir de ben 🙂

Aha bu ilk anlardaki şaşkaloz halim, henüz orman psikolocisini üstümden atamamışım 😛

Yavru yavaş yavaş kendine geliyor…

Ossiki yaş senden nefret ediyorum 😛

Ve Ceyn ormanda kendini bulup özüne döner 🙂 Tarzan kaçar!

Biraz tarih bilgimizi tazeleyelim:

Kırkçeşme suyu bentleri diye anılan dört bentten biri olan Büyük Bend aynı zamanda Büyük Belgrad Bendi olarak da bilinir. Bu bent 1563’te Kanuni, 1724’te III. Ahmet, 1748’te I. Mahmut, 1900’de II. Abdülhamit tarafından tamir ettirilmiş ve yükselttirilmiştir.

Siz hiç köpek maması yiyen bir kuş gördünüz mü? Ben gördüm 🙂

Bir sonraki gidişimi dört gözle bekleyenler var ama Tarzan’dan bir daha orman teklifi alır mıyım bu bilinmez 🙂

Hepinize harika bir hafta diliyorum!

>Analyze this, analyze that !

>

Eveettt bugün sevgilimin ipliğini bloga çıkartmaya karar verdim 😛 Hadi gelin hep birlikte analiz edelim benim hollow man’imi 🙂 Görünmez olduğu için fiziksel özelliklerini geçiyoruz, bakalım vücut dili bize neler söylüyormuş:
Sağ elin narin omzu sıkı bir şekilde kavrayışı ve parmakların açık oluşu dış dünyaya “hatunumu sahiplenirim, onu korur kollarım, dokunanı yakarım” derken sol elin muhtemelen cepte oluşu ve karşı cinsle herhangi bir temastan kaçınması “korkma yavru kontrol ettim cebimde akrep neyin yok ama dikkatli ol değişken bir ruh halim var, ayağını denk al” mesajını vermektedir 😛
Oldu olacak kendimi de analiz edeyim bari: Vücudun tamamen karşı cinse dönük olması ile sadık bir hatun, kollarımı ahtapot gibi partnerimi sarmamla anaç bir tavuk, ellerimi birbirine kenetleyerekte tam bir buldumcuk olduğumun mesajını vermekteyim sanırım 😛
Biliyorsunuz kendisi ile yakın zamanda viraja sert bir giriş yapıp direksiyon hakimiyetimizi kaybetmiştik ama neyseki kazayı ucuz atlattık 😛 Ve aramızda bir anlaşma yaptık; ben ona sol kroşemi göstermezsem o da bana sarı, kırmızı, mor herhangi bir kartını gösterip beni buna çevirmeyecek ve biz aha aynen bu çift gibin mutlu mesut yaşıycaz 🙂
Tüm bunları mecazi anlamda söylüyorum yoksa şiddete karşıyım 😛 Şiddeti kaldırabildiğim tek yer sanırım Amerikan güreşi! Geçen gün TV’de yakaladım, seyrederken gülmekten yerlere yattım, imkanım olsa canlı canlı izlemek isterdim 🙂

Hepinize mutlu mesut bir haftasonu dilerim!

p.s. Blog dilim gittikçe batıyor, farkındayım 😛 Ama ben küçükkene diksiyon kursuna gittiydim sertifikam bilem var, konuşma dilim vallah billah böyle diil 🙂

>Burgazada

>

Haftasonu keyifli geçen bir Sedef Adası gününden sonra bu sefer rotamızı başka bir adaya çevirdik, Burgazada’sına… Hafta içi olunca bu sefer güneş banyosu yerine göz banyosu yapalım dedik…

İşten çıkar çıkmaz metro ile Taksim’e…
Ardından finiküler ile Kabataş’a doğru hızlı adımlarla yol aldım.
Zira deniz otobüsü 18:15’te kalkıyordu…

45 dakika içinde adaya varmıştık bile…

Güneşi kaçırmamak adına, atladık faytona!

Ve geldik lezzet durağımız Kalpazankaya’ya…

Harika manzarası ile kendimizden geçtik adeta!

Yemek öncesi biraz salıncak sefası…

Biraz kitap laflaması…
Söylenene göre bu teknik 35 yılı aşkın süredir Amerika, Avrupa ve Japonya’da birçok insanın hayatlarını olumlu ve kendi istedikleri yönde değiştirmelerine yardım etmiş ve uygulaması çok basitmiş. Elimizde sıkı bir şekilde tutmakta olduğumuz herhangi bir şeyi örneğin bir kalemi avuçlarımızı açıp serbest bırakabiliyorsak, Sedona Yöntemi ile hayatımız boyunca taşımakta olduğumuz duygusal ve düşünsel yüklerden de aynı kolaylıkla özgürleşebilirmişiz, ben de kitabın yalancısıyım!

Derken güneşi batırdık ağız tadıyla…

Yemeğimiz bitince, kalktık masadan, aya zoraki vedayla…

Dönüşte bu sefer nallar yerine ayaklarımızı tercih ettik…

İskeleye vardığımızda 20dk vaktimiz ve yürüyüş sonrası midemizde boş yer kalınca, Sinem Dondurması’nın kapısını tıkladık doldurmak maksadıyla…

Kristinin yediği nescafeli ve sakızlı dondurmayı görünce… Aynısından kağıt helva arası yaptırdım ben de!

Adaya son defa bir göz atıp…

Bu harika gece için teşekkür ettim bizim fıstıklara 🙂

Ve metroda başlayan keyifli serüvene nokta koydum burada…

>Bugünkü Noni: Naftalin Kokulu

>

Hele gel yaklaş ekrana bakem korkma! Naftalin kokusu alıyor musun söyle? Heee diyeceksin ki bana şimdi nasıl söyleyem keko yorumlar kapalı görmiy misen 🙂

Aha bu post benim kimi zaman ne kadar da antika ruhlu olabildiğimin ispatıdır 🙂 Geçen hafta Kastamonu karpuz güzeli seçilen totomun üzerinde duran ahanda görmüş olduğunuz bu etek tam tamına 15 seneliktir! Bu eteği minik bir yavru iken Londra’ya gittiğimde almıştım (burada Londra kısmı tamamen “yurtdışına da çıkıyom hep yerli değil kimi zaman uluslararası da takılıp ufkumu genişletiyom” havasını atabilmek için vurgulanmıştır) ve modası geçince birilerine vermeye kıyamamıştım, ne mutlu bana ki 15 sene geçmesine rağmen hala içine girebiliyorum demek isterdim ama beli lastikli şekerler lastiğini esnete esnete girdim içine haha haaa 😛


http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf

İçimizdeki Kapıları Açmak kitabının dünkü mesajını okudum, bakın ne diyor:

“….birlikte olduğun ruhları sev, yaptığın şeyi sev, çevreni sev ve sana düşman gibi görünen ruhları sev. Sana düşman gibi görünenleri sevmek, sadece seni sevenleri sevmekten çok daha fazla erdem içerir. Her ruhun içindeki sevgi ihtiyacını hisset ve o ihtiyacı karşılayacak ve senden akacak olan sevgi için bir kanal ol. Her birey yalnızca sevgi uğruna sevmeyi öğrendiği zaman, dünyadaki sıkıntının getirdiği ağırlık hafifleyecek; çünkü sevgi ağırlık ve karanlığın olduğu yere aydınlık ve hafiflik getirir… “

Dün blogumu yorumlara kapama fikrimden sonra bu mesaj bana çok anlamlı geldi. Her ruhun içinde sevgi olduğuna ben de yürekten inanıyorum, tek yapmamız gereken içimizdeki haseti, kıskançlığı veya bizi kötü düşünmeye iten duygu her ne ise onu bir kenara bırakıp bu sevgiyi ortaya çıkartabilmek…

>~ Yorumsuz ~

>

Hepinize merhaba! Sizlere aldığım bir kararı açıklamak istedim. Ben blogumu artık yorumlara kapatıyorum. Ne yazık ki zaman zaman aradan çatlak sesler çıkabiliyor. Tabii ki normal karşılıyorum hayatın içinde her renk var… Her tip insan var. Mesela şu blog olayını hala kavrayamamış olanlar var. Günlük hayatımdan kesitler sunduğum için beni yerenler var. Oysa burası online günlük, doğal olarak benim kendimle ilgili yazdığım şeylerden oluşacak tabii, devlet meselelerini yazacak halim yok, bu konuya değinen yeterince yer var, çok kültürlü takılmak isteyen zaten bloglarda takılmasın, açsın bir gazete köşe yazarlarını takip etsin, siyasi kitaplar okusun, politik siteleri dolaşsın vs… Burası benim günlüğüm olduğu için gün içersinde neler yapmışım, ne almışım, ne yemişim, bunların birer özeti olacak haliyle… Ama dediğim gibi kimilerinin kafası blog olayına basmıyor! Hiçbir şey canımı sıkmıyor, ama blog benim keyif aldığım birşey, kendimi de biliyorum, lafımı esirgemediğim için gereksiz polemiklere girip burayı laf salatasına çevirerek kirletmek istemiyorum. Aldığım kararın tek nedeni bu.
Blogumu kapatmak veya şifreli yapmak istemedim, bunun yerine yorumlara kapatmayı daha uygun buldum. Bugüne kadar güzel yorumları ile bana destek olan, kendi fikirlerini sunan, kendi deneyimlerini paylaşan, önerilerde bulunan, beni takip eden, blog yazan ve yazmayan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İyi ki sizler varsınız! Bana her zaman mail atabilirsiniz, içinde saygı, sevgi ve yapıcı eleştiriler olduğu sürece e-mail kapım herkese açık 🙂
Herkesin içindeki dikenleri temizleyip yerine sevgi tohumları ekmesi dileklerimle…

>Sedef Adası

>

Pazar günü erkenden kalktım. Bir gece önceden yaptığım sandviç ve reçelli çörekleri yanıma alıp Bostancı Vapur İskelesi’nin yolunu tuttum…

Kızımız bu aralar pek bir hamarat sormayın!

9:45 vapuruna bindik…

Üstümüzde martılar…

Sedef Adası’na doğru yol aldık…

Adada bizi yine onlar karşıladı 🙂

Ve Port Sedef’e doğru adım attık…

İskeleye gelir gelmez benim dışımda herkes kendini bu serin sulara attı, ben pek bir ödlek çıktım!

Port Sedef tek kelimeyle muhteşem bir yer, ama ne yazık ki işletme anlayışı “tamamen duygusal”! Burada iyi bir servis görebilmeniz için özel tekneniz ile gelmeniz şart! Hmmm bir de gelmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor aksi takdirde içeri alınmıyorsunuz. İskelesinden yararlanabilmeniz için de öğle yemeği almanız şart!

Yemekten sonra ada içinde bir yürüyüş hazmı kolaylaştırır dedim.

Dalga seslerini dinledim…

Lavantaların mis kokusunu içime çektim…

Ve tabii bol bol fotoğraf çektim 🙂

Adanın terkedilmiş bir havası vardı sanki…

Ama inanılmaz huzur vericiydi…

Tekrar iskeleye döndüğümde üstümden yüzlerce leylek geçti! Yuppiii bu sene çok gezeceğim demek ki 🙂

Biz ağzımız açık leyleklere bakarken 17:10 vapurunu kaçırdık bir güzel 🙂 Bu işe kargalar değil ama martılar bir tarafları ile güldüler 🙂

Deniz taksi ardından Büyükada vapuru ile…

Kendimizi başlangıç noktamızda bulduk yine…

Whatever you do in life, just enjoy it!

>Ortaköy

>

Bismillah haftaya sivri yorumlarla başladım görgüsüzdüm, demodeydim ahanda buna bir de kambur göbekli bir saygısız olduğum eklendi haa ahaaa 🙂 Noni Damın Kamburu 😛 Geçen gün canım arkadaşım Evo güzel bir yazı göndermişti, yazının içinde Tagore’un “Yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar” sözü geçiyordu, bayıldım! Sonuçta inançlı biriyim, içimdeki Allah sevgisini de benden iyi kimse bilemez, varsınlar beni ateşböceği sansınlar di mi ama 🙂

Burası benim “kişisel günlüğüm” ve bildiğiniz gibi genelde yaptığım aktivitelerin özetinden oluşuyor, bazen o kadar çok fotoğraf çekiyorum ki özetlemem zor oluyor tabii az önce sonra göreceğiniz gibi 🙂 Kısa bir brifing sonrası şimdi uyarıma geçebilirim: Lütfen niyetli olanlar post’un gerisine bakmasın, sonra şişen bir yerlerinizden beni sorumlu tutup vayyy kafir buraya bunları nasıl koyarsın diye çımkırmasın! Anlaştık mı? Heh şimdi ben neler yapmışım bu haftasonu kuş beyinli hafızamı tekrar tazeliyim…

Son günlere tatil krizindeyim ya sanırım artık akut döneme girdim, bir kudurmadığım kaldı! Madem ben tatile gidemiyorum o zaman tatil bana gelsin dedim! Aklımı seveyim 🙂

http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf

Araba almadan, trafik stresi yaşamadan 2 gün geçirmek istedim.

Beşiktaş’tan Ortaköy’e doğru…

Sadece 20 dakikalık bir yürüyüş sonrasında…

Ortaköy meydanına vardık… Bir dahaki sefere bu meydanda çok uzun vakit geçirip çocukların yüz ifadelerini çekmek istiyorum, ne kadar da masumlar…

Ve de meraklı 🙂
Fotoğraf çekerken bu şeker kızın hızına yetişemiyordum bir sağda bitiyordu bir solda…

Nedeni sonradan anlaşıldı tabii 🙂

Sonra motorla küçük bir boğaz turu gerçekleştirdik…

Hafta içi her gün üstünden geçtiğim köprünün…

Altından geçerken bir kadının etek altını gözetleyen yeni yetme veletler gibi
çok heyecanlıydım!

Rüzgarın tadını çıkarttım 😉

Midye tavaya asla hayır diyemeyenlerdenim ben…

Hayır diyemediğim diğer şey ise incik boncuklar tabii ki de…

Bir de kitaplar!

Entel pazarını turladıktan sonra yavaş yavaş dönüşe geçtik…

Ve cumartesine böylelikle veda ettik…

>Mutlu Yıllaaaaar Prensesimmm :)

>

Bugün benim güzel arkadaşım prensesim Selin’in doğumgünü… O hayata bakışı, altın kalbi, pozitifliği ve duyarlılığı ile hayatıma gerçekten anlam katan güzelliklerden biri veee tabii asla atlamamam gerekir ki bana fotoğraf çekmeyi aşılayan yegane kişi!
Ona buradan kocaman doğumgünü öpücüklerimi yolluyor ve yeni yaşında tüm dileklerinin gerçekleşmesini diliyorum!!!!

MUTLU YILLAR PRENSESİM 🙂

XOXO

>Dünden…

>

Bu havalarda yemek sonrası caddede yürüyüş harika oluyor…

Anniş benim gibi bir boğa hatunu olduğu için fıkır fıkırdır, hiçbir şeye üşenmez ama babiş ahhh babiş!!! Kaç gündür onu yürüyüş için kandırmaya çalışıyordum, dün en sonunda şeytana “biz yürüyüşe gidioz” diyip bacağını bir güzel kırdım ohhh ellerime sağlık 😛

Uyyy atom füzesi maşallah 😛

Yürüyüşün ardından bu kadar spordan sonra kendimizi ödüllendirmemiz gerek dedik ve Yoort’a daldık 🙂

Meyveli yoğurtları mideye indirdik 🙂
Yoğurdu çok hafif ama giderseniz sadesini tercih edin, mangolu olanı daha önceden denemiş ve beğenmemiştim…
Yoort’ta sadece görsel amaçlı sergilenen bu oyuncaklara da bayıldım, satın alınamasalar da en azından hamur için fikir veriyor insana 😉


Bu da muzur çiftimiz 🙂


Bugün ben bu haldeyim!!! Çünkü…

UYKUSUZUMMMM!!!!!!! Dün gece uykumun ennn tatlı yerinde telefonumu çaldırıp uykumun içine eden ve bugün işe asabiyetle iştigal etmeme teşrif etmeme sebebiyet veren zibidi senin kim olduğunu bulursam kaçacak delik ara kendine!!!