>Bünye

>

Haftasonu büyük bir heyecanla IWC’nin kış kermesine gittik ama ne yalan söyliyim büyük bir hayal kırıklığı oldu bizim için… Erkenden orda olmamıza rağmen müthiş bir kalabalık vardı. Sanki herkes söz birliği etmişçesine erkenden gidelim demiş ve soluğu kermeste almıştı! İlk olarak yemek bölümüne geçtik ama burda da ortalık mahşer yeri gibi olunca ayak üstü hızlıca birşeyler atıştırıp kendimizi standların olduğu salona attık… Bu kermesten çıkardığım tek ders şu oldu; hangi milletten olursa olsun kadın her yerde aynı! Eğer bir kadın gözüne bir ürün kestirdiyse önünde biri mi varmış, fotoğraf mı çekiyormuş demeden cumburlop atlıyor, yeter ki o ürünü kendisi alsın, başkasına yar olmasın. Bir de 60’a yakın milletten kadınların bir arada olduğu bir ortamı düşünün, varın gerisini siz tahmin edin. Elinde valizle alışveriş yapanı bile gördüm! Bir valiz dolusu alacak ne buldun Allah aşkına demek istedim kendisine 😛 Bu kaosun içinde daha fazla bulunmak istemedik ve standları hızlıca geçtik. Beni tek etkileyen şey bu görmüş olduğunuz Hint dansı yapan biblolar oldu. Geri kalan çoğu ürün gözüme fazlaca kalitesiz geldi. Tabii ki bu satışlar yardım amaçlı yapılıyor ama yine de ürünler daha özenli seçilebilirdi diye düşünüyorum. Bir daha gider miyim? Böyle olacaksa hiç sanmıyorum! Hemcinslerimle barışığımdır ama fazlasını bünyem kaldırmıyormuş bunu o gün anladım 😛

Allahım bizi bir daha bir ülkeye gönderecek isen yavruşkaların cirit attığı bir buzhane yerine böyle bacıların bol olduğu sımsıcak bir memlekete gönder lütfen! Amin!
Japonları çok ama çok seviyorum, çok asiller ve her daim güleryüzlüler!
Kendimize bir şey bulamadık ama bizim oğlanı unutmadık, Miso’ya bunu aldık.
Zıp zıp 🙂
Advertisements

>Kırmızı

>

Çocuk olmak işte bu yüzden çok güzel!
Kırmızı spor bir arabaya asla gerek yok!
Küçük kırmızı bir balon mükemmel bir gülümseme için yeterli oluyor 😉
Hepinize işte böyle mutlu bir hafta diliyorum!

>Marussia

>

Vay vay vay vay ! Part 2
İzninizle sizleri Rusya’da üretilen ilk spor otomobil olan Marussia ile tanıştırmak istiyorum 🙂 Ben ona kısaca Mari diyorum, ahhh krasniy Mari! Krasniy Rusça’da kırmızı demek ama eskiden güzel anlamında da kullanılıyormuş. Kırmızı güzel Marim! Yalnız Mari’nin fiyatını duyunca (100.000€ civarında) içime bir kurt düşüverdi, Ferrari görünümlü şahin çıkmasın bu Mari?! 

>IWC Winter Bazaar 2010

>

IWC’nin her yıl geleneksel olarak düzenlediği Kış Kermesi yarın Kievskaya’daki Radisson SAS Otel’de 10.00 – 16.00 saatleri arasında yapılacak.
Girişin kişi başı 200 ruble olduğu kermeste 60’a yakın millet geleneksel lezzetlerini ve yerel ürünlerini sunacak.
Yılbaşı alışverişini şimdiden yapmak isteyen Moskovalılara duyurulur 😉

>Romanov Chambers

>

Dün Rusların en soylu ailelerinden biri olan Romanov’ların Taş Evi’ne yapacağımız gezi için Kitay Gorod metrosunun Varvarka çıkışında buluştuk..
Grup toplanınca taş evine doğru yürümeye başladık…
Bu taş ev 16. yüzyılın ortalarında bir asilzade olan Nikita Romanov tarafından inşa edilmiş. 1859 yılından itibaren de müze haline getirilerek şehrin ilk müzelerinden biri olmuş.
Burası taş evin girişi, misafirler bu ana girişten içeri alınırmış…
Rehberimiz o döneme ait ilgi çekici detaylardan bahsetti, ben de hem anlattıklarına kulak kabarttım hem de makinemle küçük olan mekanda olabildiğince fotoğraf çekmeye çalıştım… Bu eve ait en ilgimi çeken detay kadınlar ve erkeklerin ayrı katlarda bulunması oldu… Haremlik selamlık diyebiliriz buna…
O dönemin kadınları giyim konusunda oldukça tutucuymuş. Evli kadınların saçını bir tek eşi görebilirmiş, misafir içine çıkacağı zaman uzun kaftanlar giyip saçını da kapatmak zorundaymış. Erkekler içinse giyim zenginliğin simgesiymiş. Bir Romanov asilzadesinin kalpağı 40cm. uzunluğunda, içi kürklü, dışı saten veya ipekten olan paltosu ise açıldığında 3.5 metre genişliğinde olurmuş. Zenginliğini göstermek için paltosunu yazın bile üstünden çıkartmazmış. Ayrıca ayakkabısı altından bir yumurta geçebilecek kadar topuklu olmalıymış.

Giriş katında bulunan bu fırında toprak kaplarda yemekler pişermiş. Geceleri ermişlerin onları ziyaret ettiklerine inandıkları için fırının alt katındaki bölümde bir kap yemek mutlaka hazır tutulurmuş.
Şimdi bodrum katındaki kilerdeyiz… O dönemde elektrik olmadığı için evin hizmetçileri ellerinde fenerlerle kilere iner, sabah kahvaltısı için buğdayları bu tahta çanaklarda öğütür, etleri burada muhafaza ederlermiş. Ayrıca bal, arpa ve çeşitli meyvelerden hazırladıkları kvasa benzeyen ama ondan çok daha sert olan özel içkileri 5-10 yıl arasında bu fıçılarda eskitilirmiş…
Kilerden sonra depoya geçtik. Burada ise silahlar, top mermileri, sandıklar ve savaşa çıkacakları zaman yanlarına aldıkları malzemeler vardı…
Öndeki değerli eşyalar ve paraların saklandığı sandık, arkadaki ise valizmiş…
Sırf bu valizin ebatları yüzünden o dönemde yaşamadığıma şükrettim!
Ve üst kata çıktık. Şimdi yemek odasındayız.
Eve misafir geleceği zaman hizmetçiler 60 çeşit yemek hazırlarmış. Konuk çok önemli biri ise bu sayı 200’e çıkarmış. Vay hizmetçilerin haline 😦  
Çok özel bir kutlama olmadığu sürece burada sadece erkekler bir arada yemek yermiş. Evin hanımı en güzel kıyafetleriyle yemek odasına gelip misafirleri selamlar, eşinin yanına gidip onu dudağından öpermiş. Bu öpüşmenin ardından evin beyi misafirlere izin verir, isteyen misafir evin hanımını dudağından öpebilirmiş. Hanımının saçını kapat ama dudağını halka aç, tuhaf adetmiş doğrusu!
Burası çalışma odası…
Çalışma odasının heybetli sobası…
Alt katta bulunan fırının bacası buraya kadar çıkıyor ve oda bu şekilde ısıtılıyormuş.
Şimdi çalışma odasının yanındaki odadayız… Burası kitap okuma ve dinlenme odası. O dönemde gün içinde mutlaka şekerleme yapılırmış.
Daracık bir merdivenden çıktık ve geldik hanımların katına… Evin hanımı günün büyük kısmını bu katta çocuklarıyla geçirirmiş. Eşiyle haftanın belli günlerinde aynı yatakta yatabilirmiş. Oğlanların 5-6 yaşına kadar bu katta durmalarına izin verilirmiş, ondan sonra alt kata erkeklerin katına geçmek durumundaymış. Kızlar ise eğitimlerini bu katta görür, 15 yaşına geldiğinde evlendirilirmiş. Genelde erkekler çok genç yaşta savaşa gidip yıllar sonra döndükleri için karı-koca arasında yaş farkı fazla olurmuş.
Evlenme çağına gelen genç kız için çeyiz hazırlanır ve böyle bir sandığa konurmuş. Ayrıca çeyizi nelerden oluşuyorsa hepsi bir kağıda yazılır ve bu kağıt sandığın içine bırakılırmış. Bir kızın ne kadar zengin olduğu da çeyiz sandığından anlaşılırmış. 
Aynı katta bir de dokuma atölyesi vardı. O dönemde kıyafeti dışarıda birine diktirmek çok ayıpmış. Bu nedenle evin kız hizmetçileri bu katta yünü şarkılar eşliğinde dokur (yünü şarkı söyleyerek dokuyanın uzun yıllar yaşayacağına inanılırmış), kumaşı hazırlar, evin hanımı da işlemesini yaparmış.
Evin oğlanlarının çalışma odası da son ziyaret noktamız oluyor…

 Gezimiz burada sona eriyor…
Umarım siz de en az benim kadar keyif almışsınızdır 😉
Hepinize keyifli bir hafta sonu diliyorum!

>Şeri Şeri

>

Bugün erkenciyim… Birazdan Romanov Chambers gezimiz için metroya doğru yürüyeceğim…
Yürürken de muhtemelen bu ezgileri mırıldanıyor olacağım…
Güne smooth jazz ile başlayınca nedense tüm günüm iyi geçecekmiş gibi geliyor bana 🙂
Bugün elimde fotoğraf makinem bir hafiye gibi her detayı yakalamaya çalışırken muhtemelen gezide anlatılanların çoğunu da kaçıracağım…
Kısacası bugün piposuz Şerlök Holmes olmakla, konulara Fransız kalmak arası bir noktada duracağım…
Şimdilik oruvağ şeri leydiler böhöö öhööö!
Hayali pipomdan bir fırt çektim de 😛

>Hediyelerim

>

Bu postum hobilerime değil hediyelerime ait… Sevgili Ecehan oyalı kolyemi yakından görmek istediğini söyleyince vakit kaybetmeden ekledim buraya… Kolyeler canım annemin hediyesi… İkisi de çok sevdiğim Selma Abla‘nın elinden çıkma… Aslında yeşilli olan annemindi ama ben çok beğenince ikisine birden kondum 🙂 Açgözlü müyüm? Evet kesinlikle 🙂 
  

Renkli olanı bazen kolye bazen saç bantı olarak kullanıyorum, moduma göre değişiyor 😉

>Daikon

>

Moskova’ya ilk 1990’lı yıllarda gelmiştim. O zamanlar şimdiki zenginliğinden eser yoktu tabii… Örneğin Pizza Hut yeni açılmıştı ve sokağa kadar taşan kalabalık içeri girmek için sırada bekliyordu… Daha sonra 2007’de geldiğim zaman gördüğüm değişim beni şoka uğratmıştı. Şehir en modern mağazalar, en şık restauranlar ile dolmuştu. Ve sene 2010… Geçen 3 yıllık zamanda bu sefer beni şaşırtan şey ise Moskovalıların sushiye olan düşkünlüğü oldu. Tenha bir sokakta bile karşınıza bir sushi restoranı çıkabiliyor. Biz en son tavsiye üzerine Daikon‘u denedik. Sukharevskaya metrosundan çıktığınızda Prospect Mira caddesi no. 12’de yer alıyor. Küçük bir kapıdan giriyorsunuz ve bir kat yukarı çıkıyorsunuz. Giriş katındaki başka bir Japon restoranı, karışıklık olmasın diye belirtmek istedim… Sushiler ve atıştırmalıklar gerçekten methedildiği kadar var. Benim gibi Moskovalı tüm sushi canavarlarına tavsiye edilir 😉

>Don’t push my buttons :P

>

Ne zamandır şu kutu gözüme ilişiyordu…

Ve kutunun içindeki anneannemin dikiş kutusundan aşırdığım düğmeler…
Düğmeleri daha önce yüzükte denemiştim, bakalım küpede nasıl duracaklardı?

Benim gibi bir merinos koyunu için bence ideal ölçülerde oldu, ehhh malum küçük küpe kayboluyor…
Kaybolmayan küpe yap kaybolmayan 😛
Evet bu yılın yaratıcılık ödülünü gözyaşları içinde ve gururla almaya hazırım 🙂
Eşsiz yaratıcılığımdan payını alan diğer ıvır zıvırlarım da hobi sayfamda
Hepinize güzel bir sabah diliyorum!

>Yeni Arkadaşlarım ;)

>

Perşembe günü yabancı arkadaşlarımla buluşup IWC’nin genel toplantısına katıldık. Çay/kahve ve atıştırmalıklar eşliğinde ayak üstü sohbetin ardından biz hanımların beğenisine sunulan standları dolaştık…
Yüzükler…
Süsler…

Şapkalar…

Kolyeler…
Bileklikler…

Ve giysiler vardı…

Bak sen şu kadere, karşıma yine bir kaplumbağa çıkarttı! Ama fiyatının 6.000 ruble (300TL) olduğunu görünce hiç fesatlık yapmadım bu sefer, alana mani olmiyim dedim çekildim aradan 🙂 

Bir başka bölümde ise minyatür sanatı vardı. Açıkçası takılardan daha çok ilgimi bunlar çekti, mikroskobun ardından hepsini hayranlıkla inceledim…

Favorim bu minik deve oldu, devenin üstündeki iğneye mikroskoptan bakınca; 
İğnenin deliğinde 0.08 – 0.1 mm ebatları arasında 7 tane devenin olduğunu gördüm, inanılmazdı!
Soldaki arkadaşım Avustralyalı Kerry, sağdaki ise İsviçreli Elvira… İkisi de inanılmaz hoşsohbet kızlar!
Bu kadar IWC toplantısı yeter dedik, çıkıp kendimizi bir cafeye attık ve Moskova ile ilgili izlenimlerimizi paylaştık…
Kahveden sonra hemen metroya atlayıp Arbat’a geçtim… MTKO’nın Bosfor’da düzenlediği bayram yemeğini kaçırmak istemedim 😉 Herkes ordaydı, ben de masadan bir yer kaptım kendime ve tavşan kanı bir çay ile içimi ısıttım hemen… İnce belli bardakta çayın tadı da bir başka oluyor doğrusu!

Yedik, içtik, sohbet ettik ve gelecek haftaki Romanov gezimizde buluşmak üzere ayrıldık…
Cuma günü ise ayrı heyecanlıydım! Blogunu büyük bir keyifle okuduğum Ayşe ile buluşmak üzere soluğu Dmitrovka Caddesi’nde aldım…

Ve Ayşe’nin arkadaşları ile bir araya gelip tatlı bir sohbete daldık…
Bu keyifli öğle yemeğine beni de dahil eden sevgili Ayşe’ye kocaman teşekkürlerimi gönderiyorum!

Eveeettt, kimimiz için hafta sonu kimimiz için 10 günlük tatil sona erdi, ama pazartesi depresyonuna girmek yok! Haydi gelin hep beraber dileyelim bu haftamız macaron tadında rengarenk geçsin 😉