>Hazırlık

>

Henüz ortada fol yok yumurta yok ama ben şimdiden sayfalara bir göz atmaya başladım 🙂 
Bir şeyi kırk kere söylersen olur derler ya… Her sayfayı 40 kere okursam işe yarar mı sizce ne dersiniz?
Aslında bu konuda çok fazla okuyup aklımı karıştırmak istemiyorum çünkü elime aldığım bazı yayınlar olası hastalıklardan bahsediyordu ki benim gibi evhamlı birinin ruh sağlığını koruması için bu tip yazılardan kesinlikle uzak durması gerekiyor! Ben daha çok beslenme yönünden nelere dikkat etmem gerekir bunları araştırıyorum. Doktorumun sağlıklı bir bebeğinin olmasını istiyorsan haftada bir kırmızı et yemen gerekiyor dediği günden bu yana 1 yıllık pesketeryanlığıma son vermiş bulunuyorum. Ehhh artık bundan da uzak durduğumu söylememe gerek yok di mi? Ne mutlu bize ki sigara içen bir çift değiliz. Biz uygun olan tüm koşulları hazırladık, şimdi sıra keratanın bizi seçmesine geldi, haydi çok bekletme bizi de gel artık 😉
Bayram tatiline bugün giren herkese iyi eğlenceler ve güzel tatiller diliyorum!!!
Advertisements

>Felsefespri

>

İstanbul’a gittiğim zaman yeni çıkan kitaplara göz attım ve birkaç tanesini tıka basa dolu valizime koydum… Bunlardan biri Harvard’lı iki felsefe profesörünün hazırladığı felsefe kitabıydı. Kitap hem felsefeyi öğrenelim, hem eğlenelim mantığı ile hazırlanmış ama beni hiç sarmadı, zor tamamladım. İçinde sadece bir fıkrayı (o da muhtemelen kedilerle ilgili olduğu için) gülümseyerek okudum. Bu iki profesörün beni şaşırtmasını isterdim ama ne yazık ki her gün posta kutumuza forward edilen fıkralar ve bunların felsefik olarak yorumlanması dışında birşey bulamadım. Kısacası bu kitabı almak isteyenler varsa, bırakın paranız cebinizde kalsın 😉

Ünlü bir sanat eserleri koleksiyoncusu, bir gün sokakta yürürken bir dükkanın önünde, bir tastan süt içen bir kedi görür. Bir anda gözleri fal taşı gibi açılır: tasın çok değerli olduğunu bir bakışta anlamıştır. Derhal dükkana girer ve dükkan sahibine kediyi iki dolara satın almak istediğini söyler.
Dükkan sahibi, “Kusura bakmayın,” der, “kedi satılık değil.”
“Ama lütfen,” der koleksiyoncu, “evime fareler dadandı. Tamam, yirmi dolar vereyim.”
“Peki der dükkan sahibi, çıkar, kediyi kucağına alıp koleksiyoncuya uzatır, “buyurun.”
“Şey,” der koleksiyoncu, “yirmi dolar vermişken, acaba diyorum, tasını da alabilir miyim? Hani hayvancağız sütünü bundan içmeye alışmıştır diye…”
“Valla kusura bakmayın beyefendi,” der dükkan sahibi. “O tas bana uğurlu geliyor. Sayesinde bu hafta otuz sekiz sokak kedisi sattım.”
“Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer” kitabından…

>Kaytar-ma!

>

Son günlerde her türlü yayını okuma potansiyeline sahip hissediyorum kendimi yeter ki Rusça ders kitapları olmasın 🙂 İtiraf ediyorum ben inanılmaz tembel bir öğrenciyim! (Allahım bana acı da ilerde bebişimiz olduğunda sakın ola bana benzetmeye kalkma! Amin!) Ne zaman Rusça çalışmaya başlasam o anda aklıma kesin başka bir iş geliyor, kalkıyorum yemek hazırlıyorum, makineye çamaşır koyuyorum, incik boncuklarımı yeni baştan organize ediyorum, marketten alacaklarım çıkıyor gidip alışveriş yapıyorum, skype’a bir bakıyım annem hatta mı diyorum, o sırada bizim kızlarla mailleşiyorum vs… sonuçta ders dışında herşeyi yapıyorum 😛

Bu kaytarmalarım esnasında yaptığım işlerden biri de canım ablamın hediye ettiği, Yukiko Miyai’nin hazırladığı Clay Art isimli kitaba el atmak oldu… İçinde inanılmaz örnekler var, bu pembe çiçeklerin polimer kilden yapıldığına inanması güç… Ben de en kısa sürede denemek istiyorum! Ayrıca Ağustos ayını bitirdiğimiz şu günlerde yavaş yavaş Eylül ayı için eğlenceli bir süpriz hamur hazırlamaya başlasam çok iyi olacak 😉 Gördüğünüz gibi hobiler söz konusu olduğunda beni sık sık ziyaret eden ilham perim, iş ders çalışmaya geldiğinde benden önce topuklayıveriyor 🙂

>Ohhhh hafta bitti sayılır :)

>

Hafta sonuna hazır mıyız bakalım? Biz birazdan Gofret ile ofisten çıkıp Tanyam’la buluşuyoruz çok mutluyum, hepinizin yerine Aliş’i de seveceğim, daha dünyaya gelmedi ama olsun, ben onun kendisine yöneltilen tüm sıcak mesajları hissettiğine inanıyorum 😉
Yarın için de ayrıca heyecanlıyım çünkü tüm gün sürecek olan kurabiye kursum var 🙂 Aslında sevgilimle rejim yapıyoruz yapmaya çalışıyoruz, dolayısıyla bu kursu ben kurabiyeler için değil süsleme teknikleri için alıyorum. Yaptığım hamurların bu kurabiyelerden bir farkı yok, tek farkı benimkilerin yenilemiyor olması, bu yüzden kendimi geliştirme imkanım olur diye düşündüm… Umarım bu kurs beklentimi karşılar. Yurt dışından da bir sürü hamur kalıbı aldım, haftaya anniş ve babişle beraber onlarda gelecekler 😉 Son günlerde bende bir girişimcilik bir ataklık sormayın gitsin! Bu gidişle ya batıcam ya çıkıcam zaten, hep birlikte bekleyip göreceğiz artık 🙂


Bu kitabı dün tesadüfen Remzi Kitapevi’nde gördüm. İçini karıştırdım, hoşuma gitti. Kitapta bakır tel, keçe, polimer kil, kumaş ve kağıt gibi malzemelerle nasıl takı yapılacağı fotoğraflarla anlatılmış, benim DDD yüzüklerim için bir fikir edinmemi sağlayabilir…


Bu kitabı da prensesim önerdi. Pukka Living tarafından hazırlanan bu minik kitapta yeme-içmeden moda, sanat ve tasarıma tam 166 ilginç dükkan ve mekan yer alıyor. İstanbul’un gizli kalmış köşelerini keşfetmek için el atında bulunmasında fayda var diyerek alışveriş sepetime ekledim. Kapağındaki kedicikte beni ayrıca etkilemiş olabilir 🙂


Saç fırçam ne kadar şirin di mi? Canım prensesim üstündeki kıvırcık saçlı kızı görünce bana benzetip almış, beni hep şımartır canım arkadaşım, burdan ona kocaman öpücüklerimi yolluyor ve iyi yolculuklar diliyorum!!!

Veee ben de ödüllerimi dağıtabilirim sonunda! Yoğunluktan zaman bulamamıştım bir türlü. Yaratıcı Blogger Ödülü’ne beni de layık gördüğü için Ebrucuğuma öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Biliyorum herkesin kendine has bir tarzı var, herkese yer vermek mümkün değil ama ben de kendime göre yaratıcı bulduğum blogger’ları sıralamak istedim (evet torpil geçtim baştan itiraf ediyim sonra hop şike var demeyin :P) İşte seçtiklerim:

1. Decaf Latte…Çünkü o benim rol modelim!
2. Çılgın Mevdoş… Çünkü ondan öğreneceğim daha çok şey var!
3. Nazannesi… Çünkü kelimelerle harika dans ediyor!
4. Deniz Baran… Çünkü her daim çok asil!
5. Petit Plat… Çünkü yaptıkları muhteşem!
6. Fashion Toast… Çünkü çok cool!

>Hobbaaa

>

Cünaydın daaa 🙂 Haçan nassinuz eyi misunuz? Güne tempo tempo diyerek başladım, haftasonum kısmen çalışmakla geçti, bana kalan anlarda ise öncelikle doğru kırtasiyeye koşup eksik kalan hamurlarımı tamamladım. Artık beni böyle battal boy hamurlar paklıyor napıyım 🙂 Yeni hamurlarımın şevkiyle akşam da bir iki ürün dünyaya getirdim bakalım beğenecek misiniz?

Hmmm bu arada bu kış için gardrobuma sadece 3 ürün sokma kararı almıştım:
1. Tam geçiş havalarında beni idare edecek kahve tonlarında bir ceket
2. Siyah veya gri bir çizme
3. Gri çanta
Bunlardan ilkini aldım bile 😉 Roman’da gördüğüm bu ceketin kollarında ve sırtında yer alan fiyonga bayıldım! Ne yapıyım ben tam bir fiyonk delisiyim 😛

Caddede yürüyüşün ardından molayı Home Store’un cafe’sinde verdik, yemekler harika özellikle sushi ve tatlıları süper ama servis konusunda biraz sıkıntı yaşanıyor ne zaman gitsek siparişlerimizde bir yanlışlık oldu!

Ehii ehiii Nero’nun godik mankeni Noni olarak hizmetinizdeyim 😛

Prenses bana Nezih Tavlaş’ın “Foto Muhabiri Ara Güler” kitabını önerdi, mutlaka okumalısın dedi, listeye eklendi ama okumak için öncelikle zaman gerek tabii!

Saçlarımın tek kuaför gördüğü zaman yaz sonu oluyor, o kadar ağır uzuyor ki kestirmeye kıyamıyorum, haftasonu yine uçlarından azcık aldırdım. Kıvırcık salatalar bilir, kuaförde taranmaktan tiftik keçisine döner güzelim saçlarımız 😛 Benimkini fön de tutmadığı için ortadan ikiye ayırıp toplattım. Ömrü hayatımda fönü sadece 2 kere denedim… Birinde 3 kişi aynı anda çalışmış ve saçlarımın düzleştirmeleri 2 saatlerini almıştı, kuaförler benden sonra ya meslekten soğudular ya da anneme bol bol selam söylediler 😛 Çıktıktan sonra kulaklarımın bol bol yanmasını ben sıcak fön makinesine bağlamıştım ama nedeni 2. şıkta olabilir muhtemelen 🙂

Miso’nun bu hamur aşkını çözemedim gitti, yanıma oturup beni böyle seyrediyor ama kaşla göz arasında bir anımı yakalayıp hamurlarımı yürütüyor 🙂 Miray’a yaptığım penguenlerden biri sayesinde mefta oldu!

Miray’ın penguen ricasını yerine getirdim 😉

Pisi çiftimiz 🙂

Bunu ablamdan kopyaladım 🙂

Damlo’ya gönderdiğim kurbağa Morty kargoda pörtlediği için bu gıdak ailesini yolluyorum umarım ona ulaşana kadar Kentuck Fried Chicken’a dönmezler 🙂

Yaptığım hamurlara bir değişiklik katmak istedim ve bu tütsülüğü yaptım…

Diğer denemem de kitap ayracı şeklinde oldu, bir dahaki sefere daha büyük ataç kullanacağım…

Bu hafta blogumu biraz ihmal edebilirim. Tekrar görüşene kadar hepinize bombastik bir hafta dilerim!!!

>Ben yokkene

>

Verdiğim bu uzuuun arada:

Bir partiye gitmekten son anda vazgeçtim.
Onun yerine mutfağa girip yemek denemeleri yaptım.
Kedilerimle barış çubuğu yakmaya çalıştım ama barış gitti elimde kaldı bir çubuk!
Bizim kızlarla buluştum.
Rengini çok beğendiğim bir ayakkabıyı aldım.
Ayrıca sevgilimden salsa dersleri aldım 🙂
Hamurlarımla oynadım.

Sonra bir düğüne katıldım 🙂

Hepsi bu kadar!






Nerminim benim pisilerden sonra kedileri sevdiğini söylemiştin ya bu alkolik kedicik senin bu yüzden 🙂



Bu çiçeği burnunda çift gibi çoook tatlı oldukları için farecikleri

Ayakkabı Perime hediye edeceğim…

Bu mahsun Panda’ya kısa sürede bir eş bulmak lazım!

*** Teyzoşuma (yapmıştım ama Miso Bey’in gazabına uğradı), Kristin’ime, Harika’ya, Colorsofangel’a, Damlo’ya ve Pommeler’e hediye etmek üzere sırada yapacağım çoook hamurum var, keşke daha fazla zamanım olsa hmmm bir de yaratıcılığım tabii !!!

>Kelepçe gerek!

>

İş çıkışı Astoria’ya gidilirse…
O gün Noni tam alışveriş günündeyse…
İndirimler devam ediyorsa…
Sonuç aşağıdaki gibi olur 🙂

Charles Keith’ten daha çok işe giderken kullanmam için rugan bir çanta…

Yanındaki kara böcük eşantiyon olarak geldi 🙂

Rugan çantaya uyumlu gri rugan ayakkabı…

And love at first sight! Ne zamandır aranan yeşil bir çantanın Guess’te bulunması…

“Dewey: Dünyanın Kalbine Dokunan Kütüphane Kedisi”ne dokunan kedim 🙂

Daha önceki yazımda bu kitabı çok merak ettim diye bahsetmiştim, şimdi okunma sırası onda…

Şimdilik bu kadar 🙂

>Lo lo lo Ego!

>

Good morning İstanbullll !!!!! Öğlen oldu ben hala günaydınlardayım, gri gökyüzü sayesinde inanın uyku modundan çıkamadım! Dışarıda ne kadar sevimsiz bir hava var di mi? Bu haftasonu prenseslerim tatilden döndü. Canım ablam ile cmt akşamı abla-kardeş caddede yürüyüş yaptık, dondurma yedik, kahve içtik, alışveriş yaptık, sohbet ettik, inanın gayet sıradan olan bu şeyler bizim için çok özel anlardan sayılıyor… Onunla en son ne zaman böyle bir zaman geçirdiğimi hatırlamıyorum, ve ben ona doyamadan cuma günü gidiyorlar bile 😦 Neyse çok fazla duygusal yazmak istemiyorum çünkü buna da şükrediyorum, senede 1 kere de olsa ablamı ve yeğenlerimi görebiliyorum…

Ben artık normal sezonda hiçbirşey almıyorum, indirimi bekliyorum, bir ay içinde yarı fiyatına inecek şeylere inanın para harcamak artık bana enayilik gibi geliyor, ehh bir de ekonomik krizi düşünecek olursak bu hareketimi pek yerinde buluyorum, doğrusu çok takdir ettim kendimi 😛 Bu elbiseyi Mango’nun indiriminden aldım. Desenleri çok hoşuma gitti ama nerden bileyim desenli şeylerin bir kadının basenlerini 10 katına çıkartacağını!!! Ben seni basenlerimle döverim bebeğim haa haaa 😀 Shakira bile yanımda çiroz kalır vallahi!

Böyle hem yaz hem kış giyilebilen elbiselere bayılıyorum! Bir taşla 2 kuş vurmak gibi resmen 😉 Pembe terliklerim sonradan gözüme çok Banu Alkan’vari göründü, kahverengi ile değiştirdim…

Dün benim canım annemle babamın evlilik yıldönümüydü, o güne özel ben de beyazlar giymek istedim… Annemle babam 36 seneyi doldurdular dile kolay! Tüü tüü tüüü maşallah diyorum! Darısı tüm mutlu çiftlerin başına 😉

Galatasaray’daki Chic’e Lazy’e ne zaman girsem kendimi kaybediyorum, o kadar şirin takılar var ki… Biri yelken diğeri dümen olan bu küpelerimi severek kullanıyorum. Uzun zamandır gidip bakmadım, hmmm yakın zamanda ziyaret edilecek mekanlar listeme ekliyim bari 😉

Anaaa ben Miso gibi şehla mıyım yafff bu resimde şeşbeş gibi çıkmışım 😛 Üzüm üzüme baka baka şaşılaşıyor demek ki 🙂

Hele lo ego gel beri lo 🙂 Yok basenim yok şehlalığım yok ibişliğim derken şu egoya da bir el atmak istedim. Aslında Anna Freud’un ego ile ilgili kitabını alacaktım ancak bulamayınca Osho’nun “Ego – Yanılsamadan Kurtulmak” isimli kitabını aldım, iyi ki almışım, ego ile ilgili saptamalarını çok ilginç buldum…

“Eğer alçak gönüllü olduğunuzun farkındaysanız, orada ego vardır. Alçak gönüllü kimselere bakın. Kendilerinin gerçekten alçak gönüllü olduğunu düşünen milyonlarca insan vardır. İzleyin onları en sofistike egoistlerdir onlar. “Ben alçak gönüllüyüm” derler ve sonra da size bakıp sizin onları takdir etmenizi beklerler. Ego “Kimse benim gibi değil” diyen bir hiyerarşidir. Alçak gönüllülükle kendisini besleyebilir. Ego çok zor fark edilir. Onun çalışması çok kurnazca ve derindendir, çok çok uyanık olmalısınız, ancak o zaman onu görebilirsiniz. Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Yalnızca tüm mutsuzlukların, acıların ego yoluyla geldiğini görmeye çalışın.”
Aldığım diğer kitap ise; Bakırköy Akıl Hastanesi hakkında birinci elden bilgiler, anılar ve anekdotların yer aldığı “Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Gizli Tarihi”… Okunacaklar sırasında daha Hande Altaylı’nın Maraz’ı ve Elif Şafak’ın Aşk’ı da var…

Şimdi egomu koltuğumun altına sıkıştırıp yemeğe inebilirim, bu arada vejeteryanlığım işe kilo bakımından da yaradı, 2 kilo vermişim 😉 Hem vicdanım rahat hem bedenim, ohhhh ne güzel 🙂
Hepinize harika bir hafta diliyorum ve de kaçıyorum!!!!

>Haftasonundan kırpmaca…

>

Herkese iyi haftalar!!!! Haftasonunuz nasıl geçti bakıyım şekerler? Benimki cuma akşamından itibaren süper geçti. Yine yerimde duramadım 🙂 Cuma çok keyifli bir yemek yedim, yemeğin tek tatsız tarafı akşam eve gidince yüzüğümü kaybettiğimi farketmem oldu. Stil Direktörü nereden aldığımı sormuş, uzun zaman olduğu için nereden aldığımı hatırlamıyorum ama nerede kaybettiğimi çok iyi biliyorum: Midpoint’in tuvaletinde 😦 Gerçi akşam eve döndüğümde gördüğüm manzara karşısında yüzüğümün acısını çabuk atlattım çünkü benim bebişlerim tekrar eski günlerine geri döndüler 🙂 Artık Tarçın’a üvey evlat muamelesi yapmıyorlar!

Cumartesi gündüz 2-Chic kızının davetlisi olarak Reina’ya gittim, Bosphorus Cup’ın Boğaz etabı ve ödül töreni vardı. Eski iş arkadaşlarım ve müdürlerimi gördüm, Arzu Kaprol, Armani ve Gucci defilesini izledik ve bol bol içtik 😛

Bu çocuğu Rob Lowe’a çok benzettik…

Gofrettim rötarlı da olsa bize eşlik etti 🙂

2-Chic kızı ile içtik, içtik…Ve içtik… çıkışta anneannemlere gittiğimde…

İşte yukarıda gördüğünüz gibi serildim yere 😛 Güneşin altında o kadar içkiyi karıştırırsan al sana olacağı bu! Hayır bir de bütün gün deli gibi içenlerle dalga geçmiştik ama Allahın sopası yok işte 🙂

Küçük teyzem Lebiş için veda yemeği vardı, kendime geldiğimde ben de aile yemeğimize eşlik edebildim. Teyzem bugün Amerika’ya gitti, şu anda San Francisco topraklarına ayak basmış olmalı ahh ahhh onun yerinde olmak vardı şimdi!

Canım yeğenim uzun süredir Dubai’deydi, yemekte onunla hasret giderdik, anaaa orada rakı kadehi mi var ayy gözümü yumayım hemen vallahi içki gördükçe hala kötü oluyorum 😛

Pazar sabahı minnoşlarımla brunch ritüelimizi gerçekleştirdik 🙂

Bizde pazar kahvaltıları babişe aittir, bize kendi elleriyle harika bir sofra kurar, gerçekten o kahvaltının yerini hiçbirşey tutmaz…

Sonra arkadaşım Mırıl ile caddede yürüyüş yaptık. Bana bu kitabı tavsiye etti, Sex & the City’nin yazarı Liz Tuccillo ile danışmanı Greg Behrendt birlikte yazmış, mutlaka okumalısın dedi, ben de hemen sözünü dinledim 🙂

Veee en eğlencelisini sona sakladım! Prensesim bana evde yapabilmem için fırınlanmasına gerek kalmayan kilden almıştı. Elinizde hemen şekil verebiliyorsunuz, kullanımı çok rahat ve eğlenceli!

Dün birkaç surat ve bir kedicik denedim, kurumaya bıraktım, akşama boyayıp son halini de sizlerle paylaşacağım. Gerçekten süper birşey, insanı inanılmaz rahatlatıyor, bu tip hobilere meraklı herkese tavsiye ediyorum, Nezih Kırtasiye’de gerekli tüm malzemeleri edinip evde kendi kendinize biblolar yapabilirsiniz 😉

Bu kadar rapor yeterli di mi? Blogum gerçekten tam bir günlük gibi oldu utanmasam WC ziyaret saatlerimi bile yazıcam buraya hii hii 🙂 Hepinize şahane bir hafta diliyorum, benim bu haftam yine renkli geçecek 😉 Mujukkk (kandaki alkol oranı hala azalmadığı için öpücükler de böyle yamuk çıkıyooo!)

>Başlıksız…

>

Dün sevdiğim bir arkadaşımın bebek beklediği haberini aldım, kendisine de sürpriz olmuş, onun adına çok sevindim, yeni bir bebiş daha geliyor ne güzel 🙂 Canım arkadaşım sizi tebrik ediyorum, bebeğinizi kucağınıza alacağınız günü ben de heyecanla bekliyorum !!! (En önemlisi sağlıklı olması tabii ama ben gözlerinin seninkiler gibi yemyeşil olmasını diliyorum tatlım!)

Bu hafta işyerinde nöbetçiydim, bu demek oluyor ki: noni iş çıkışı direkt eve kaçar 🙂 Geçen akşam TürkMax’te Zeynep’in 8 Günü filmi vardı, izliyim dedim. Bu şahane senaryo kime ait merak ediyorum doğrusu?! Kadın asosyal mi yoksa embesil mi belli değil, hele bir dans sahnesi var ki oyyy oyy oyyy Yıldız Tilbe halt etmiş! Bir de ben bu Pandik Sevdik kızımıza bir türlü ısınamadım, oyunculuğu o kadar abartılı ki filmde eğreti duruyor resmen! Belki miki sahneleri gösterirler diye heyecan yaptıydım ama o sahneleri de kesmişler mi, buyur sana sıkıcı bir film! Haa bir de kızın hayatında aşk yokken film siyah beyaz, aşk varken renkli, aşkı kaybedince yine siyah beyaz oluyor, bu kısmı bile filmi kurtarmaya yetmiyor ne yazık ki…

Takip ettiğim birkaç dizi dışında kitaplarımı açıyorum, aptal filmleri seyredip vakit kaybetmekten çok daha iyi oluyor. Şu aralar prensesimin hediye ettiği, Elizabeth Gilbert’in “Ye, Dua Et, Sev” isimli kitabını okuyorum. Ve sayfaları çevirdikçe bu yazarla aramda ne kadar benzerlikler olduğunu görüyorum, demek ki kadınlar hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar boşanma esnasında ve sonrasında yaşadıkları/hissettikleri aynı oluyor. Kendimden çok şey bulduğum bu kitabı severek okuyorum. Konusuna gelince; boşanma ve yıkıcı bir depresyondan sonra Elizabeth 1 yıllık bir seyahate çıkarak İtalya’da keyif, Hindistan’da ibadet ve Bali’nin Endonezya Adalarında dünyevi hazlar ve ilahi yücelik arasındaki dengeyi bulmaya çalışıyor…

Bunun dışında iş-ev arası gidip gelirken okuduğum çok eğlenceli bir kitap var, bu da Gofretimin hediyesi… ABD’li yazar ve radyo programcısı Sherry Argov tarafından kaleme alınan “Erkekler Niçin Cilveli Kadınlardan Hoşlanır” isimli kitap, birçok kadının düşündüğü ama dile getiremediği sorulara açıklık getiren bir ilişki rehberi niteliğinde… Kitapta güçlü ve bağımsız kadınların erkeklere uygulaması gereken çekim ilkeleri yer alıyor. Kısacası kadınlara kedi-fare oyununun inceliklerini anlatıyor 🙂 Ben her ne kadar oyunlardan çok açık olmanın daha doğru olduğuna inansam da bugüne kadar bunun pek işe yaradığını görmedim. Evet ne yazık ki erkekler oyun oynanmasını seviyor, bu nedenle oyunu kuralına göre oynamak isteyen hemcinslerime tavsiye edilir 😉 Kitabı bitirir bitirmez hemen 2-Chic kızına paslayacağım!

Bugün bana cuma gibi geliyor, bir neşe doluyum ki sormayın acaba yarın tatil olduğu için olabilir mi? Evde kitap okuyup, bol bol kedilerimi mıncıklamayı düşünüyorum 🙂 Bu arada bir arkadaşım blogumun içeriğini sadece belli bir gelir grubuna değil herkese hitap edecek şekilde değiştirirsem daha iyi olacağını söylemişti. Ona açıklama yapmıştım ama belki onun gibi düşünenler olabilir diye bir de burada yazmak istedim. Ben hep olduğum gibi yazıyorum, ne bir eksik ne bir fazla, yani gerçek hayatta nasılsam burada da öyleyim. Arada bir komik kılıklara bürünsem de kendimi olduğumdan farklı bir kalıba sokmuyorum. Beni takip edenler arttıkça tabii ki mutlu oluyorum, sonuçta bu kişisel tatmin sağlıyor ve insanı yazmaya daha çok itiyor. Ama yaşadığım hayatın gayet sıradan olduğunu size söylemek istiyorum… Markası hiç önemli değil herhangi bir makina alıp dışarıdaki hayatı fotoğraflamak (ki şimdi bahar geliyor ağaçlar çiçek açıyor, çekilecek malzemeler çoğalıyor) ve bunu herkesle paylaşmak, bir sahafa girip kitap alıp bunu okumak ve bu kitap hakkındaki fikirlerinizi yazmak, sergileri dolaşmak (ki çoğunda giriş ücreti alınmıyor), ücretsiz seminerlere katılmak vesaire bunların hiçbiri engel tanımıyor… Tek yapmanız gereken bulunduğunuz şehre göre bir kültürel etkinlik listesi çıkartmak, size eşlik edecek kafa dengi bir arkadaşınız da yanınızda olursa oh ne ala 🙂

Bu yazıyı buraya kadar yazdıktan sonra işyerime Fıstık Yeşilim Ekin geldi, gelirken yanında daha önceden bahsettiğim Özdemir Asaf’ın “Yuvarlağın Köşeleri” adlı kitabını getirmiş, çok sevindim 🙂 Eve gidince hemen sayfalarını karıştırdım. Bu arada bugünkü neşem çalışma arkadaşım sayesinde gölgelendi. İşyerinde onun yerine getirildiğim için sanırım beni düşmanı gibi görüyor, masalarımız karşılıklı olduğu için de birbirimize katlanmak zorundayız. Bugün saçma sapan nedenlerle kavga çıkardı, sinirlerimi bozdu, bende dayanamadım gidip İK müdürüne şikayet ettim, ne olacaksa olsun, inceldiği yerden kopsun artık umrumda değil. Hayatımda negatif insanlara tahammül edemiyorum, hem negatif hem problemli insanları ise hiç çekemiyorum. Gofretim iyi ki sen varsın… Bak bir gün izin aldın sen yokken neler oldu, artık WC’ye bile gidemezsin Taci gibi bezlen de gel haa haa 🙂

“Düşmanınıza sevgi yönünden yaklaşınız. Onun içine girersiniz. Sonuç sevgiyi kullanma seçiminize kalmıştır.

Yıkmak için saldırganlıkla kullanırsanız, düşman dağılır ama düşmanlık kalır.

Yapmak için iyilikle kullanırsanız, düşmanlık dağılır, insanlık kalır.”

Özdemir Asaf

Keşke sadece insanlık kalabilse…

3 gün, 3 koca gün, herşeye rağmen tadını çıkartacağım 🙂 Hepinize iyi tatiller!!!