Zuzaylılar

Bu aralar eğlenceyi buldum ben 🙂 
Sanmayın ki oyuncak, aslında onlar sadece düğme 😉
Ve benim çocuk yanımı gün yüzüne çıkartmayı iyi bildiler! Herhangi bir yerde kullanana kadar bir süre daha oynayacağım onlarla hii hii 🙂
ELİT TUHAFİYE
Adres: Şemsettin Günaltay Cad. 19 Mayıs Mah. No:164-C Kazasker-Erenköy
(Minibüs Caddesi üzerinde yeni açılan Kazasker Starbucks’ın sırasında…)
Telefon: +90 (216) 386 30 20

Örmek veya Örememek İşte Bütün Mesele Bu :)

Son günlerde elimden şişlerim eksik olmuyor. Ay gören de beni haraşolar, saç örgüler ördüğümü sanır! 34 yaşındayım ve bildiğiniz düz örgüyü daha yeni öğreniyorum, yani öğrenmenin yaşı yoktur atasözüne güzel bir örnek olabilirim hii hii 🙂
Canım annem beni pek hevesli görünce gidip yüncüsünden hemen bu yumağı (Himalaya desenli iplikler serisinden Yakamoz) almış.
Ama aldığına alacağına pişman ettim desem yeridir 🙂 Ay bir daha göster anlamadım, ay ilmek kaçtı şimdi napıcam diye diye canım annemi delirttim iki günde 🙂 Sonra max. 5.5 numara şişle örülmesi gereken bir yünü tutturdum kalın olsun diye 10 numara şişle örmeye kalktım tabii ortaya örümcek ağına benzeyen ağzı burnu bir tarafa giden bir örgü çıktı 😛 Sonra söktüm hepsini tıpış tıpış 5 numara şişi elime aldım. Şimdi örüyorum örmesine ama henüz üstteki kadarcık bir yol alabildim. Ama bu da bişeydir di mi? Yani örgüye kafası geç basan tek yavrucak ben değilimdir bu dünyada, bir ses verin yüreğime su serpin lütfen 🙂
Bu arada benim örgü ile boğuştuğum bir esnada bana (ya da benden çok anneme :)) acıyan bir arkadaşım (teşekkürler Merve’cim!) bu güzel linki paylaştı benimle, örgüye yeni başlayan herkes tıklasın mutlaka!

Biri Beni Durdursun Lütfen!

İncik boncuklar, fimo hamurlar, fotoğraf çekmek, yeni yeni dikiş dikmek… Hobilerimin genelini bunlar oluşturuyor gibi görünse de bunlardan çok daha önceleri başlayan bir hobim daha var benim: bulmaca çözmek! Metroda giderken, uçakta seyahat ederken, güneşlenirken hamur yapamam, dikiş dikemem ama bulmaca çözebilirim öyle di mi 😉 Önceleri çengel bulmaca olarak başladı bu merakım, sonra sudokuya sıçradı. Hatta öyle ki gözümü kapattığımda 1’den 9’a kadar rakamlar uçuşur oldu… Şimdilerde ise yeni bir hastalığım ortaya çıktı; kare karalama! Başta hiçbirşey anlamadım, internetin altını üstüne getirdim, ekşi sözlüğe bile girip yorumları okuyarak bu bulmacanın nasıl çözüldüğünü anlamaya çalıştım, bendeki azme bakar mısınız 🙂 En sonunda kafama dank etti kareleri nasıl karalamam gerektiği ve o günden beri de Akıl Oyunları‘nın çıkardığı Kare Karala kitabı elimden düşmez oldu. Bu bulmacanın en zevkli kısmı ise tüm kareler bitmeden ortaya nasıl bir resmin çıkacağını bilmemeniz… Bunlar benim son günlerde ortaya çıkardıklarımdan bir demet:
(Görüldüğü gibi hala daha büyük kutucuklara geçebilmiş değilim kihh kihh)
Bana göre maymun, eşime göre gülen fare 🙂 & güneş…
Güneş gözlüğünü boyarken hata yaptığım polis & gramofon…
Vazoda çiçekler & timsah…
Bu ve benzeri bulmacaları online olarak oynamak isterseniz Pic-a-Pix sitesine tıklayabilirsiniz 😉

Küçülen Kağıt Macerası

Bu küçülen kağıtları sevgili banyosuyu‘nun blogunda görmüştüm ve ne zamandır denemek istiyordum… Ama hobi malzemelerini Moskova’da pek rahat bulamadığım için İstanbul’a gelene kadar sabretmem gerekti. Kozyatağı’ndaki Panel Kırtasiye’de her aradığımı bulabildiğim için oraya gittim, şeffaf ve beyaz renkte iki çeşit küçülen kağıtlardan aldım… Döner dönmez de hemen denedim.
Kendi çizimlerim çöp adamdan öteye gidemediği için çizimini beğendiğim bir hikaye kitabını aldım.
Kitabın içinde kopyasını çıkaracağım resmi seçtim ve üstüne şeffaf olan küçülen kağıdı koydum. 
Renkli keçeli kalemlerle başladım boyamaya… Normal kurşun kalemlerle de oluyormuş… 
Ben hem şeffaf hem beyaz renkli kağıtları denedim ama şeffaf olan ile bir resmin kopyasını çıkarmak çok daha kolay, beyaz olanda alttaki resmi hiç göremiyorsunuz…
Neyseki kopya çekme konusunda başarılıyım 🙂 
Hızımı alamayıp bir resmin daha kopyasını çıkardım… 
Boyama işi bitince resmin etrafını bir makasla kesiyorsunuz. Küçük makas kullanırsanız kağıt kırılmıyor. Eğer anahtarlık veya takı yapacaksanız fırına koymadan önce delgeçle delik açmayı da unutmayın.
Bu arada benim düştüğüm hataya siz de düşmeyin; kullandığınız renklerin çok koyu olmamasına dikkat edin çünkü fırından çıkardığınız zaman renkler olduğundan daha koyu çıkıyor.
Ve küçülen kağıdın fırından çıkmış hali… Sonuç tam bir fiyasko! Artık fırınımızın eski olmasından mı kaynaklandı bilmiyorum resim büküldü ve tekrar fırına atmama elimde spatula ile nöbet tutmama rağmen düzelmedi, böyle kıvrık halde kaldı. Halbuki ben bundan ne güzel broş yapmayı hayal etmiştim 😦
Çizdiğim diğer resimde pek başarılı olmadı… Nerde hata yaptım bilmiyorum. İnternette birçok siteyi gezdim, ama fırında kaç dakika kalmalı, sıcaklık kaç derece olmalı hiçbir detaya rastlayamadım. Kısacası küçülen kağıt maceram hüsranla sonuçlandı. Sizin bu konuda bir öneriniz var mı?

>Serotonin’imi kaybettim, hükümsüzdür.

>

Allahım aylardır süren yakarışımı duyup bugün bana cevap verdiğin için sana teşekkür ederim. Günlerdir hayalini kurduğum birşeydi bu… Ama bir eksiklik var sanki… Bir dış fırçası üstünde macunu olmadan nasıl eksik ve işe yaramazsa, eksi 21’lerde ortaya çıkmış bir güneş de aynen öyle anlamsız… Nankör olmak istemem haşa ama şu derecenin yanına bir çizikte ben atsam artıya çevirsem güzel olmaz mı? Hem o zaman şu kardan adam formatından da sıyrılmış olurum.  Kıvır saçlarımı savurur topuklu papuçlarımla buzda yere yapışma korkum olmadan salınırım. Serotoninle dolu minik beynimle dünyaya daha mutlu gözlerle bakarım. Bak o zaman geçen yaz yaptığım gibi cıbıldak yavruşkalara pis pis de bakmam, psikolocikman da buna hazırladım kendimi, vallahi. Yeter ki yaz gelsin. Amin.
Psikolocim ve ben hazırız… 
Hazırız biz…
Hazırız di mi?
Hazırız hazır…

>Takı-ntılıyım demiştim di mi?

>

Geçen gün isimsiz bir okuyucum bu kadar takıyı nerede sakladığımı sormuştu, ahh ahh siz esas düzen delisi bir boğa hatunu olan bana bu kadar takıyı saklarken yaşadığım ızdırabı sorun 😛 Herşeyi rengine ve boyuna göre ayırma takıntım hayatı daha mı zorlaştırıyor yoksa tam tersine aradığım her şeyi anında bulduğum için kolaylaştırıyor mu henüz çözebilmiş değilim! Ne demek istediğimi en iyisi ben fotoğraflarla anlatmaya çalışıyım 😉
Herşeyi boy sırasına göre dizdiğim için minik küpelerimi burada topladım…
Daha orta boy olanları bu kutuya koydum… Tabii bunları da sarılar, pembeler, kırmızılar, maviler, gümüşler ayrı bölmelerde olacak şekilde ayırdım 😉
Küçük kutuya sığmayanları da kendi aralarında 3’e ayırdım…
Siyah beyaz ağırlıklı olanlar…
Bakırlar…
Ve sarılar şeklinde…
Bu plastik kutuların çoğunu IKEA veya hobi mağazalarında buldum 😉
Çok şükür yüzüklerimin hepsini bir kutuya sığdırabildim…
Fazla bilezik takan biri değilim bu yüzden bileziklerimin çoğunu TR’de bıraktım, arada sırada taktıklarımı yanıma aldım…
Sıra kolyelerde… İnce kolye ve zincirlerimle kolye uçlarımı bu kutuya koydum.
Büyük olan kolyelerimin bir kısmını panoya astım, diğer kısmını ise aslında kemer askısı olan ay şeklindeki askıya taktım…
Ay yazarken daraldım ayol! Bir de bunun saç aksesuarları olan kısmı da var, onlar da firketeler, tokalar, saç bantları ve taçlar olarak kategorize edilmiş durumda 😛 Bu kadar süslü olduğuma mı yanayım, bitmeyen takı merakıma mı yoksa düzen takıntıma mı? Yine de herşeye rağmen takısız bir hayat düşünemiyorum! Bence bir yemeğin tuzu biberi gibi onlar… Siz de benimle aynı fikirde misiniz yoksa bu takı işi bir takıntı diyenlerden misiniz?

>Bebe

>

Ya biliyorum ben bunu son zamanlarda çok sık dile getirir oldum ama napıyım burda yazıp biraz rahatlamak istiyorum. Evrene açılım yapmak istiyorum, prensimde tutmuştu belki şimdi yine beni duyar, valla tutarsa jest olsun diye adını Evren koymayı bile düşünüyorum hii hii 🙂 Son dönemlerde bende her sabah bir mide bulantısı, gün ortasında baş dönmeleri olunca ister istemez heyecan yaptım tabii ama nerden biliyim bunun sadece pissskolojik bişey olduğunu! Muhtemelen şuna benzer muhabbetler geçmiş olmalı:

Basri (tanıştırayım kendisi midem oluyor, biraz pislik bişeydir, bugün hangi tatlıyı götürsem, tuzlu ne yesem gibi aklı hep muzurluk peşindedir): “Hamza abi hadi yaaa bak çok eğlencez, ver şuna sinyali hadi be güzel abim! Bak hemen nasıl da havaya girecek kıvır keko hee hee 🙂
Hamza (beynim olur kendisi, ağır abidir, fazla laga luga sevmez, kendi çatıkatında sessiz sakin takılır): “Git işine Basri, eğlenme şu gariple, gece yatarken bir tabak kurabiyeyi lüpletmişti onu öğüt sen!
Basri: “Aman be abi senle de hiç makara yapılmıyor ki! Yine iş başa düştü desene!

der ve Basri kendi çapında göbek atmaya başlar…

Buldunuz saf kızı geçin dalganızı geçin @x$r€bippppp!!!! Esas konumuza gelecek olursak… Kendimi artık anneliğe hazır hissediyorum diye klişe laflar edecek değilim, bence böyle bir şey yok, ne bir takvim ne de bir saat tamam Nonik hazrol anne olma vaktin geldi demedi bana… Her hatun bunu içgüdüsel olarak ister ve yapar. He bunu tek başına yapamaz tabii bu işlem için bir de prens gerekir ki bunu anatomi dersimizde ayrıca size anlatırım yavriler 😛 Bu arada yapılan bilimsel araştırmaya göre çiftlerin sadece %20’si ilk denemelerinde hedefi 12’den vuruyormuş, yani öyle ceketi atsam bizim hanım hamile kalıyor lafı biraz palavraya kaçıyor! Ayrıca “ay cinsiyeti hiiiç önemli değil yeter ki sağlıklı olsuuuğn” lafı da bence külliyen yalan! Bire on basarım her anne adayı kesinlikle hayalinde bir bebiş yaratır ama nazar değer korkusu ile bunu sesli şekilde dile getirmek istemez… Ayol ben doğurmasına bir gün kala bebeğine bulduğu alternatif isimleri bile ısrarla söylemeyenleri bilirim! Sanki senden önce ışık hızıyla doğurup bebeme senin bulduğun ismi koyucam pehh! Neyse… Konuyu çok dağıtmadan hayalimdeki bebişi kaleme alıyım ben:

1. Bir oğlumun olmasını istemekteyim. Böylelikle “evdeki herkes, 2 buçuk bey de (Miso’yu yarım porsiyon saydım) bana aşık hıh” diye hava atacağım 😉
2. Prensim gibi maviş gözlü, hokka burunlu ve gamzeli olmasını istemekteyim.
3. Kızıl saçlı olsun ama benim gibi kıvırcık saçlı olsun mu işte onu bilememekteyim! Malum ilkokul çağındaki çocuklar fazla acımasız olabiliyorlar, sonra anasıgil gibi kıvırcık salata, süspansiyon, merinos koyunu gibi alaylara maruz kalmasını istemem. (ahh ahh ne çektiğimi bir ben bilirim bir de Allah fırk fırk!)

4. Dişleri ayrık olsun, yeni konuşmaya başladığında böyle peltek peltek bişeyler söylemeye çalışsın, ben bir yandan ne dediğini anlamaya çalışırken diğer yandan da ne kadar tatlı olduğunu düşünüp sımsıcak duygular kaplasın içimi…

5. İkimizin de bütün iyi huylarını alsın tabii ama hayal gücü kesinlikle anasına çekmesin! Tüm güzel özelliklerinin yanında elbette sağlıklı olsun! Sanırım bu kadar 🙂

İşte aynen böyle yaramaz kıpır kıpır bişi olsun 😉
Saldım evrene gitti!

>Sürüngen

>

Bir süreliğine bir sürüngen (bir kertenkele olmasa da muhtemelen ağlak bir sümüklüböcek) olarak hayatıma devam edeceğimi bilgilerinize sunar, ara ara beni neşelendirmenizi aksi takdirde kertenkelemi üstünüze salacağımı arz ederim! Niye mi? Çünkü tontişlerimin geri dönme vakti geldi de ondan 😦 Birazdan ayrılıyorum canlarımdan, oysa ne güzel gelmişti bu 1 hafta, evimiz şenlenmişti. Ama sayılı gün çabuk geçiyor maalesef… Her ne kadar aile olarak yıllarca birbirimizi uğurlamaya alışkın olsak da (babamı Libya’ya, ablamı Amerika’ya, sonra babamı Sibirya’ya, beni Amerika’ya, sonra babamı Rusya’ya, ardından annemi Rusya’ya, şimdi bizi buraya) ayyyy yazarken ben yoruldum! Bizim kadar havaalanı – ev arasında gitgeller yapan bir aile olmamıştır heralde! Yine de pek alışılmıyor, özlem hep oluyor, birbirine bağlı bir aile olmanın tuzu biberi oluyor bu ayrılıklar… Ama ağlanmak yerine elbette şükrediyorum, beraber vakit geçirmek ve Moskova’yı hep birlikte arşınlamak çok keyifliydi, bundan sonraki buluşmalarımızı şimdiden iple çekiyorum! İyi ki geldiniz canlarım, sizi çok seviyorum, yolunuz açık olsun…
Kertenkelem babişimin hediyesi, yüzük kutum Discovery Channel gibi çok seviyorum böyle hayvanlı yüzükleri…
Bugün benim için buruk bir cumartesi olacak, ama sizler için keyifli olsun, iyi hafta sonları…

>Etsy & Bendeniz

>

Merhabalar! Cam yüzükleri nasıl yaptığım ile ilgili yazımı okuyan ama yorumlara göz atmayan kişiler için tekrar yazmak istedim, belki gözden kaçmış olabilir… Ben cam yüzüklerimde kullandığım malzemelerin bir kısmını (camları ve 3 boyutlu yapışkanı) http://www.etsy.com/ sitesinden 1 yıl önce aldım, uzun süredir ordan alışveriş yapmadığım için bu ürünler hala satışta mı bilmiyorum ama siz girip bi bakarsınız 😉
Bu arada ufak bir sitemim olacak… Kesinlikle herkesi aynı kefeye koyuyor değilim, sadece sizlere içimi dökmek istedim. Kimi zaman hobilerimle ilgili mailler alıyorum; genelde hangi hamuru kullandığım, nasıl yaptığım ve malzemeleri nereden aldığım ile ilgili sorular oluyor. Herkese aynı özveri ile cevap veriyorum, fakat bazı kişiler sorunun cevabını alıp merakını giderdikten sonra geriye dönüp bir teşekkür dahi etmiyor. Buna gerçekten çok bozuluyorum! Herkesin vakti değerli, bu nedenle değerli vaktini ayıran birinden de kısa bir teşekkür esirgenmemeli diye düşünüyorum…
Hiç önemsemediğiniz küçük bir teşekkür bir insanın gününün güzel geçmesini sağlayabilir 😉