>Çamurhane

>

Cumartesi günü Bostancı’daki “Çamurhane” isimli küçük seramik atölyesinde seramik derslerine başladım. En son çamurla bu kadar içli dışlı olmam sanırım Libya’da babamın oynamamız için yaptığı oyun evinde çamurdan fincan tabak yapıp ablamla ve diğer çocuklarla evcilik oynadığım zamanlardı… Ve ben şimdi neden bu kadar yıl beklemişim diye düşünmeden edemedim! İlk derste şamotlu çamuru elle yoğurup şekillendirdik, ben oval bir tabak içinde üzüm ve kesilmiş armut yaptım ve fırınlanması için bıraktım, haftaya sırlama tekniklerini öğrenicem. Çamurla oynamak gerçekten stresi alan birşeymiş, ben 4 saatin nasıl geçtiğini anlamadım bile, ikinci dersi şimdi iple çekiyorum! Haftaya üstteki gibi baykuş, kedi ve tavşan şeklinde minik mumluklar yapmayı düşünüyorum, bakalım ne kadar başarılı olucam?

Advertisements

>İmdat, Üstat Aranıyor!

>

Geçen hafta aldığım Işık Menderes‘in “İmdat, Üstat Aranıyor!” kitabını hayata benim gibi pozitif pencereden bakmaya gayret eden ve ruhundaki ilahi gücü yeniden keşfetmeye çalışan herkese kesinlikle okumalarını tavsiye ediyorum.

Bir zamanlar uzak bir diyarda güçlü ve gururlu bir kral yaşarmış. Başarıları ve dindarlığıyla övünen kral, eşsiz güzellikte bir tapınak inşaa ettirmeye karar vermiş. Ülkenin en yetenekli mimarları, mühendisleri ve ustaları bu iş için seçilmiş. Görkemli yapının tasarlandığı ihtişama kavuşması yıllar almış. Kal, tapınağın açılış gününü saptayıp azimle dua etmeye başlamış. Biricik arzusu o gün Tanrı’nın gelip mabedi kutsamasıymış.

Günlerce dua ettikten sonra, bir gece rüyasına giren melek ona şöyle seslenmiş:

“Açılış şöleni için başka bir gün seçsen iyi olur…”

Kulaklarına inanamayan kral sormuş: “Neden, nasıl yani?…”
“Çünkü Tanrı, aynı gün başka bir mabedi kutsayacak.”
Ülkenin en muhteşem tapınağını sadece kendisinin yaptırabileceğine inanan kral donup kalmış. “Peki nerede bu?” diye sormaktan da kendini alamamış.

Melek, tapınağın bulunduğu köyün ismini verince kral derhal tebdil-i kıyafet yollara düşmüş. Yolculuk birkaç gün sürmüş. Köye varınca etrafı dikkatle süzmüş. Aradığına benzer bir yapı göremeyince, kendisinin orada ne yaptığını merak eden köylülere: “Burada görkemli bir tapınağın olduğunu işitmiştim,” diye izah etmiş, “Onun yerini bilen var mı?” Adamın kör ya da deli olduğunu düşünen köylüler, köyün dışında yaşayan Poosalar adlı bir mistiğe danışmasını tavsiye etmişler. Kral, yıkık dökük bir kulübeyi mesken tutan mistiği bulduğunda sorusunu yinelemiş. Poosalar, bilmiyorum gibilerinden başını sallayınca, hükümdar diretmiş: “Mümkün değil! Geçenlerde rüyama giren bir melek burada eşsiz bir tapınak inşa edildiğini, Tanrı’nın da buraya gelerek onu açılış gününde kutsayacağını söylemişti.” Poosalar’ın gözleri dolmuş. Sevinç ve sevgiyle saatlerce ağladıktan sonra: “Ben fakir bir adamım,” demiş, “Yıllar boyunca Tanrı için bir tapınak yapmayı hayal etmiştim. Param olmadığından, onu zihnimde inşa etmeye karar verdim. Her gün bir taş koydum, bir sütun diktim, ya da mermerlerinden birini oydum. Bittiğinde de, Tanrı’nın gelip onu kutsamasını diledim. Artık biliyorum, O, benim tapınağıma gerçekten gelecek!”
Dindarlığın asıl anlamını ilk kez kavrayan kral, adamın önünde saygıyla eğilmiş ve şöyle demiş: “Ben de aynısını yaptım. Ama, benimkisi kibirle inşa edildi. Amacı, sanırım gösterişti… Oysa, seninkinin her bir taşına yüreğindeki aşk şekil verdi. Doğal olarak da Tanrı, senin tapınağına gelmeyi seçti.”

>Nasıl Genç Kalırsınız?

>

Annişim geçen gün fwd ettiğin yazıya bayıldım, teşekkür ederim, sık sık bu maddeleri kendime hatırlatıcam söz veriyorum!!!

1.Yaş, kilo ve boy dahil tüm işe yaramaz rakamları unut. Bırakın bunlara doktorlar üzülsün. Onlara bunun için para ödemiyormusun?
2. Sadece güleryüzlü arkadaşlarınla kal. Dırdır ve yakınmalar moralini düşürür. (Eğer böyle biri isen bu durumu unutma!)
3. Öğrenmeyi sürdür: Bilgisayarlar, otomobiller, hakkında, bahçecilik hatta her ne konuda olursa olsun daha çok şeyler öğren. Asla beynin tembel kalmasına izin verme. “Tembel bir zihin şeytanın atelyesidir.” Ve şeytanın adı Alzheimer’dir!
4. Basit şeylerden keyif al.
5. Sık sık kahkaha at, yüksek sesle ve uzun uzun, nefesin tükenene kadar. Ve seni güldüren bir arkadaşın var ise onunla daha çok zaman geçir.
6. Gözyaşları aktığında: Üzül, dayan ve çekip git. Tüm yaşamında seninle olan sadece bir kişi vardır; o da kendin. YAŞA! canlı olduğun sürece!
7. Etrafını sevdiklerinle kuşat: Ailen, ev hayvanları, hatıralar, müzik, bitkiler, hobiler ve daha ne varsa… Eviniz sizin sığınağınızdır.
8. Sağlığına şefkat göster: Eğer sağlığın iyi ise,onu koru, eğer düzensiz ise geliştir, eğer daha da kötü ise onun için elinden ne geliyorsa onu yap.
9. Sorumluluk ile seyahat etme. Şehre seyahat et, hatta yakın bir köye veya bir yabancı ülkeye fakat sorumlulukla değil.
10. Her fırsatta insanlara onları sevdiğini söyle.

>Anthropologie

>

Anthropologie‘ nin sayfasına girip arada bir fikir almaya çalışıyorum ama uygulamaya gelince sıfırım tabii… Benim birarada giymeye pek cesaret edemeyeceğim sarılar, kırmızılar, griler hepsi bir arada kullanılmış…

>İmdaaatttt!!!!

>

Her akşam acaba yarın ne giysem krizi yaşıyorum. Sabah vakit kaybetmemek için işe giyeceğim kıyafeti bir gece önceden hazırlıyorum ama manzara hep aynı oluyor nedense! Dolabımı açıp saatlerce kıyafetlerime bakıyorum ama giyecek tek birşey bulamıyorum, herşeyi yatağın üzerine fırlatıp çeşitli kombinasyonlar deneyip aynanın karşısına geçiyorum ama olmuyor, olmuyor! Ve çoğunlukla da ilk başta denediğim kıyafette karar kılıyorum. Bir bankacı ya da öğretmen gibi etek-ceketler, sıkıcı takımlar giymeyi sevmiyorum ama fazla renkli giyinip göze batmayı da istemiyorum. Tekir’le de aynı dili konuşmuyoruz ki bana neyin yakışıp neyin yakışmadığını söylesin. Sanırım benim acilen bir image maker’a ihtiyacım var!

>Artık pozitif düşünme zamanı!

>

Belki hayatıma renk katan beyaz atlı bir prensim ya da kurbağam (her ne ise!) olmayabilir ama bu benim tüm kışı somurtkan bir biçimde geçireceğim anlamına gelmiyor. Bu nedenle kendimi eğlendirecek aktiviteler yaratma kararı aldım. Pazar günü yoga kursuna başladım. Tüm olumsuz düşüncelerimden arınıp daha pozitif birine dönüşeceğim icin şimdiden mutluyum! Geçen seneki dans maceramdan sonra şansımı daha fazla bu alanda zorlamayarak, keşfedilmeyi bekleyen yeteneğimi (!!!) sanatın başka dalında gösterme kararı aldım, yeni ilgi alanım seramik kursları, araştırmaya devam ediyorum, uygun bir kurs bulduğum zaman hemen başlayacağım, umarım kayıtlar için geç kalmamışımdır. Bir de sporu da artık bu kadar boşlamama kararı aldım. Haftada en az 3 gün de Hillside’dayım. Geri kalan zamanımı ise canım ailem ve arkadaşlarımla huzurlu bir şekilde geçireceğim. 2007 kışım asla ama asla geçen seneki gibi olmayacak, buna kesin kararlıyım!!! Dışarda sağanak yağmur varken elimde sıcak çayım ve kucağımda Tekirimle koltukta uzanıp güzel bir kitap okumaktan bile keyif alabiliyorsam tüm kışı neden mutsuz ve de umutsuz şekilde geçireyim ki???

>Siz hangi gruptansınız?

>

Şu sıralar insanların aşktan yana şanslı olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrıldığına inanıyorum… Bu yazıyı yazma ihtiyacı duyduğuma göre benim hangi gruba girdiğimi tahmin etmeniz zor olmayacaktır. Aşk ne kadar gerçekten var ya da ne kadar kalıcı olarak hayatımızda yer alıyor bunlar bir yana iki grup arasındaki tek fark şanslı grubun doğruyu yanlış yerde aradığını farketme ile doğru kişiyi bulma arasında geçen zaman diliminin kısa olmasında yatıyor.
Peki ya şanssız grup? Gökten üç elmanın üçü de bu şanssız grubun başına düşse yine de akıllanmaz gider yine her prensesi uyanacak, her kurbağayı da bir prense dönüşecek hayaliyle öpmeye devam eder, bu hikaye de böyle sürer gider…