>…..Şakır şakır…..

>


Geçen sene bu zamanlar, muhtemelen bu saatlerde işyerinde karşılıklı masalarda oturduğumuz sevgili iş arkadaşımla birbirini her an tırmalamaya hazır kedicikler gibi çalışıp bir yandan da bakalım bugün patronumdan hangi konuda fırça yiycem diye endişelenirken, bugün tek endişem akşama bamya mı yesek fasulye mi oldu 😛 Ey hayat sen nelere kadirsin! Gerekli gereksiz her şeyi endişe etmiş bünyemin her koşula kolayca adapte olmasını ise takdir ediyorum 🙂 Ahhh bir de şu hava şartları olmasa! Burada gri yok, ya beyaz var ya siyah… Daha düne kadar incecik giysiler ile dolaşırken bugün herkes kabanı sırtına geçirdi bile 😦 Sonbahar seni özlemle yad ediyorum buradan!
Havalar soğuyup bir de hafta sonu şakır şakır yağmur yağınca kendimizi kapalı bir mekana atalım dedik, metroya binip Kievskaya durağında indik…

Kievskaya metro çıkışının hemen karşısında yer alan ve benim nedense çok sevdiğim Evropeisky alışveriş merkezinde aldık soluğu…

Burada hemen hemen tüm markalar mevcut ve içerisi çok ferah… Her ne kadar ucuzluk dönemi olduğu için kadınlar mağazaları talan etse de yine de vitrinlere göz atmak için keyifli bir AVM…

Marks & Spencer

Mango

Bakın burda kimler var 🙂

Guess

Benetton

Nine West & La Senza

Colin’s bir Türk markası di mi yanılmıyorum?

Moskova’dan şimdilik bu kadar, hmmm bu arada karar verdim: bamya 🙂

Advertisements

>Kaytar-ma!

>

Son günlerde her türlü yayını okuma potansiyeline sahip hissediyorum kendimi yeter ki Rusça ders kitapları olmasın 🙂 İtiraf ediyorum ben inanılmaz tembel bir öğrenciyim! (Allahım bana acı da ilerde bebişimiz olduğunda sakın ola bana benzetmeye kalkma! Amin!) Ne zaman Rusça çalışmaya başlasam o anda aklıma kesin başka bir iş geliyor, kalkıyorum yemek hazırlıyorum, makineye çamaşır koyuyorum, incik boncuklarımı yeni baştan organize ediyorum, marketten alacaklarım çıkıyor gidip alışveriş yapıyorum, skype’a bir bakıyım annem hatta mı diyorum, o sırada bizim kızlarla mailleşiyorum vs… sonuçta ders dışında herşeyi yapıyorum 😛

Bu kaytarmalarım esnasında yaptığım işlerden biri de canım ablamın hediye ettiği, Yukiko Miyai’nin hazırladığı Clay Art isimli kitaba el atmak oldu… İçinde inanılmaz örnekler var, bu pembe çiçeklerin polimer kilden yapıldığına inanması güç… Ben de en kısa sürede denemek istiyorum! Ayrıca Ağustos ayını bitirdiğimiz şu günlerde yavaş yavaş Eylül ayı için eğlenceli bir süpriz hamur hazırlamaya başlasam çok iyi olacak 😉 Gördüğünüz gibi hobiler söz konusu olduğunda beni sık sık ziyaret eden ilham perim, iş ders çalışmaya geldiğinde benden önce topuklayıveriyor 🙂

>Kaytar-ma!

>

Son günlerde her türlü yayını okuma potansiyeline sahip hissediyorum kendimi yeter ki Rusça ders kitapları olmasın 🙂 İtiraf ediyorum ben inanılmaz tembel bir öğrenciyim! (Allahım bana acı da ilerde bebişimiz olduğunda sakın ola bana benzetmeye kalkma! Amin!) Ne zaman Rusça çalışmaya başlasam o anda aklıma kesin başka bir iş geliyor, kalkıyorum yemek hazırlıyorum, makineye çamaşır koyuyorum, incik boncuklarımı yeni baştan organize ediyorum, marketten alacaklarım çıkıyor gidip alışveriş yapıyorum, skype’a bir bakıyım annem hatta mı diyorum, o sırada bizim kızlarla mailleşiyorum vs… sonuçta ders dışında herşeyi yapıyorum 😛

Bu kaytarmalarım esnasında yaptığım işlerden biri de canım ablamın hediye ettiği, Yukiko Miyai’nin hazırladığı Clay Art isimli kitaba el atmak oldu… İçinde inanılmaz örnekler var, bu pembe çiçeklerin polimer kilden yapıldığına inanması güç… Ben de en kısa sürede denemek istiyorum! Ayrıca Ağustos ayını bitirdiğimiz şu günlerde yavaş yavaş Eylül ayı için eğlenceli bir süpriz hamur hazırlamaya başlasam çok iyi olacak 😉 Gördüğünüz gibi hobiler söz konusu olduğunda beni sık sık ziyaret eden ilham perim, iş ders çalışmaya geldiğinde benden önce topuklayıveriyor 🙂

>Kitap Ödüllü Yarışma

>

KitapKolik.Net güzel bir yarışma düzenliyor. Katılım ise çok kolay! Yarışmanın duyurusunu twitter, friendfeed veya facebook profillerinde yapan, blogunda tanıtan veya forum sitelerinde yarışma hakkında bahseden herkes çekiliş hakkı kazanıyor. Ve kazanan kişiye istediği kitap gönderiliyor. Daha fazla bilgi için burayı tıklayabilirsiniz. Kitap okumayı teşvik eden bu tip siteleri daha sık görmek dileğiyle herkese bol şans diliyorum 😉

>Ben bu hafta sonunda…

>

Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı varsa benim höpürdeterek keyifle içtiğim acı kahveden kalan tek hatıra açtığım bir sürü koli, bunları tek tek yerleştirme ve temizlik oldu 😛 Cumartesi günü de artık şımartılmayı sonuna kadar haketmiş hanım edasıyla “ben bugün alışverişe arabayla gitmek istiyorum” diye nazlandım beyime…


Gözümüz gibi baktığımız çek çekimiz 😛 Sormayın o bizim için çok değerli çook 🙂


24 saat açık süpermarketimiz gecenin bir vakti aşerenler için süper tabii 🙂


Şimdi değil ama stoklar bitince sana başvurucam cicim 😛 Aşermek diyince neden insanın canı uzak diyarlarda hep olmadık şeyler çeker? Şu aralar Komagene’nin etsiz çiğköftelerini sayıklıyorum da 😛


Akşam kendimizi güzel bir yemekle ödüllendirmek istedik. Keyifli bir cadde üstünde yer alan Novikov Restaurant zincirine bağlı olan Aist’i tercih ettik. Burayı bu kadar sevmemizin nedeni terasının bizi Bağdat Caddesi’nin cafelerindeymişiz gibi hissettirmesi…


Metro ile her yere çok kısa sürede vardıkça, biz İstanbul’da trafiğe nasıl katlandık diye sık sık soruyoruz birbirimize… Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na 1.5 saat gidiş, akşam da 1.5 saat dönüş, dile kolay her gün değerli 3 saatimizi çaldı bizden bu trafik…


Ama yine de insanın kendi ülkesi gibi yok tabii ki… Yoksa pazar gününde bize İstiklal Caddesi’ni andırdığı için eski Arbat’ta bulmazdık kendimizi…


Ve bir hafta sonunu böyle bitirdik. Umarım sizinki de güzel geçmiştir… Hepinize harika bir hafta diliyorum!

>Nerdesin sen acaba?

>

Sizler sıcaktan belki bugün de kavruluyorsunuz ama ben buzzz gibi bir Moskova gününden merhaba demek istiyorum 😛 Bir günde yaz biter mi yafff bu nasıl iştir? Bir yağmur tüm güneşi sıcağı aldı götürdü maşallah! Yazlık giysilerle kaldık dımdızlak ortada derken neyseki kargo firması yetişti imdadımıza bugün 🙂


Sabah tüm kutular yığıldı evin her bir köşesine… Peki ben içlerinden hangisi ile ilgileniyorum dersiniz? Sadece ama sadece Türk kahvesi makinemle tabii ki! Mutfaktaki kutuların hepsini fare gibi didikliycem, bulduktan sonra da şöyle boool köpüklü bir Türk kahvesi keyfi yapıcam! Günlerdir aşeriyorum kutucuklarım üzgünüm sizinle sonra ilgilenicem!

>Miso Yeni Evinde…

>

Привет 🙂
Privyet 🙂
Merhaba şekerler, nasılsınız? Rusça derslerim başladı ve ilk öğrendiğim kelime ile afilli bir giriş yapıyım dedim 😛 Ne zor bir dil bu yafff, bu dilin zorluğu + benim öğrenme kapasitem x 3 yıl yaptığım bu denkleme göre çat pat konuşan bir Nonişka olabilirim sanırım 😛
Öncelikle düğün yemeğimiz ile ilgili olarak güzel yorum bırakan herkese teşekkür ediyorum! Ama uzun yağlı teşekkür cümleleriyle sizi baymak niyetinde değilim bu yüzden hemen esas post konuma geçiyorum 😉

Ben buraya gelmeden önce tüm endişem karaböceğim Miso’yu bu ülkeye ne şekilde sokacağım idi… Bu konuda hiçbir yerde bilgi bulamadım. Bilgi almak amacıyla Moskova’daki Türk konsolosluğuna gittik ama bugüne kadar kedisini Moskova’ya gelirken yanında getirmek isteyen tek kişi ben olmalıyım ki yüzüme tuhaf tuhaf bakıp verdikleri tek akıl “havalimanına gidin biraz Rusçanız varsa ordaki görevlilere sorun onlar bilir” oldu. Teşekkürler bayım çok yardımcı oldunuz!!! Bu şekilde bir bilgi alamayınca bu sefer Türkiye’ye geldiğimde İstanbul’daki Rus Konsolosluğuna gittim, onların verdiği yanıt ise kedinizin pasaportu (karnesi) yeterlidir oldu…

Ben yine de işimi sağlama almak istedim ve yurtdışına evcil hayvan çıkartırken yapılması gereken tüm işlemleri yaptırdım:

1. Öncelikle Miso’nun veterinerine gidip aşılarını yaptırdım. En önemlisi kuduz aşısının yapılmış olması. Ayrıca gideceğiniz ülkeye bağlı olarak istenen aşılar değişiyor, mikroçip taktırmanız da gerekebiliyor. Ama Rusya için bu çip zorunluluğu yok, kuduz aşısı yeterli…

2. Uçak biletinizi alır almaz havayolunu arayıp kediniz için bir rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. THY’nin uygulamasına göre kediniz taşıma kutusu ile birlikte max. 6 kilo olmalı. 6 kilodan fazla kediler ne yazık ki kabinde değil kargo bölümünde uçuyorlar. Ayrıca taşıma kabının da belli bir standart ölçüsü var. Genişlik 45cm, yükseklik 35cm, eni 23 cm olmalı. Ben THY’yi arayıp Miso için bir rezervasyon yaptırdım. Eğer sizden önce yapılan bir rezervasyon varsa kediniz sizin yanınızda uçamıyor, yani kabine sadece 1 evcil hayvan kabul ediyorlar. Bu yüzden 3-4 günlük bir onay süreci var. THY onaydan sonra beni arayacaklarını söylediler ama ne arayan oldu ne soran! Tekrar aradım ve rezervasyon dahi yapılmadığını öğrendim. Niye bu kadar detaylı yazıyorum? THY bu işi kesinlikle ciddiye almıyor da ondan! Bu yüzden sakın onların sizi aramalarını beklemeyin, siz onay alana kadar aramaya devam edin.

3. Ben 20 yıldır kedi sahibiyim (rahmetli Tekir, Tarçın, Bediş, Miso) ama bunu daha yeni öğreniyorum. Aslında sahip olduğunuz her evcil hayvanı (kedi veya köpeği) bağlı bulunduğunuz belediyeye gidip kaydettirmeniz gerekiyormuş. Bu kayıt işleminden sonra belediye size seyahatte yanınızda götüreceğiniz hayvanınız ile ilgili “menşe şahadetnamesi” denen bir yazı çıkartıyor. Bu işlem için herhangi bir ücret alınmıyor.

4. Seyahatinizden 48 saat önce ise belediyeden aldığınız bu menşe şahadetnamesi ve aşı karnesi ile birlikte Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na gidip “Evcil Köpek, Kedi ve Gelinciklerin Türkiye Cumhuriyeti’nden İhracatı için Veterinerlik Sertifikası”nı çıkartmanız gerekiyor. Ben bu sertifikayı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın Bağdat Caddesi’ndeki (Galip Paşa Camii yakınında) ofisinden çıkarttım. Burası ne yazık ki tam bir devlet dairesi mantığıyla çalışıyor; tek bir sertifika için 7-8 kapıya uğrayıp tek tek onay almanız gerekiyor 😦 Bu belgenin üstünde evcil hayvanın cinsi, doğum tarihi, rengi, yapıldığı aşıları, hangi ülkeye gideceği, sahibinin adı, adresi vs gibi bilgiler yazıyor. Bu sertifika sadece 4 ay için geçerli ve ücreti 35 TL. Yetkili kişinin dediğine göre her yurt dışı seyahatinde bu işlemleri yeniden yaptırmak gerekiyor!

5. Ve son olarak seyahat günü gelip çattığında neler oluyor 🙂 Miso’nun ülke/ev değişimi rahat olsun, psikolojisi zarar görmesin ve rahatlasın diye seyahatten 1 saat önce 3cc Plegicil damla verdik. Gerçekten de çok işe yaradı, tamamen uyumadı ama sarhoş gibi oldu, zaten şehlaydı gözler iyice kaydı öpüjem hıjk moduna geçti. Bir ara bu meretten bir iki damla da ben mi alsam diye düşünmedim değil 😛 İstanbul havalimanında check-in işlemi sırasında Miso’nun karnesine bakıp bir fotokopisini çektiler. Kutusundayken kilosunu ölçtüler. Bu arada kedilerin bilet ücreti kilo başına 7€ yani beyimiz 6 kilo olduğu için 42€ ödeme yaptık 🙂 Bu kısım kolay geçti, yolda gıkı bile çıkmadı oğlumun. Ama Rusya’ya iniş yapınca beni bir telaş aldı. Şimdi bu kara kedi uğursuzluktur deyip ya ülkelerine almazlarsa ya beni vodoo büyücüsü sanarlarsa nasıl aklarız kendimizi vs… diye binbir tilki dolaştı küçük beynimde. Pasaport kontrolünden geçtik, valizlerimizi aldık, görevli memurların yanından geçerken eliyle geç işareti yapınca derin bir ohhh çektim. Sonuçta İstanbul’da çektiğim tüm sertifika eziyetine rağmen hiçbir evrak kontrolüne uğramadan elimizi kolumuzu kafesimizi sallayarak girdik Moskova’ya 🙂

Biliyorum çok uzun ve kedisi olmayanlar için oldukça gereksiz bilgiler oldu ama ben buraya Miso’yla ayak basana kadar hiçbir yerden sağlıklı bir bilgi edinemediğim için detaylı şekilde yazmaya çalıştım. Her ülkenin istediği evraklar elbette değişiyordur ama en azından Rusya’ya kedisi/köpeği ile seyahat etmek isteyen biri aşağı yukarı kendisini nelerin beklediğini öğrenmiştir 😉 Sabrınız için teşekkürler 🙂

>Düğün & Detaylar…

>

Artık Moskova’lıyım ya da Moskova’dayım mı demeliyim? Her neyse 🙂 Açıkçası bir süre içimden hiçbir şey yapmak, buraya yazmak bile gelmedi… O kadar yorulmuşum ki sadece dinlenmek, kafamda hiçbir plan/program yapmadan günü amaçsızca öldürmek istedim. Evet itiraf ediyorum yan gelip yatmayı çok özlemişim 😛 İstanbul yordun sen beni, ama tüm yoruculuğuna rağmen ben seni çok seviyorum!!!

Biz aslında sade bir nikah düşüncesi ile çıktık yola… Ama aniden Moskova’ya yerleşme durumumuz ortaya çıkınca bu düşüncenin yerini yıldırım nikahı aldı (aslında yıldırım nikahı diye birşey yok sadece düğün tarihini erkene alabiliyorsunuz…) Durum böyle olunca hem kutlama hem de veda anlamında bir düğün yemeği organize ettik…

Bilirsiniz gelinlerin en büyük olayı saçtır, eğer benim gibi kıvırcık ve zor saçlara sahip biriyseniz vay halinize 😛 Ben bu iş için blog arkadaşım sayesinde keşfettiğim Saloon Black‘i tercih ettim. Saçlarımı Levent Bey yaptı, onun önerisi ile saçlarımı tamamen açık bırakmak yerine elbiseme daha yakışacağı için topuzda karar kıldık. Bu arada Rojda Demirer‘in saç rengini ve kesimini beğeniyorsanız o da Levent Bey’in eseri 😉 Makyajımı yine Saloon Black’in tatlı makyözü Aslı Hanım yaptı. İlk defa bir kuaföreden hem saç hem de makyaj bakımından mutlu ayrıldım!

Mekan olarak arkadaşımızın işletmeciliğini üstlendiği Lychee‘yi seçtik… Tüm yardımları ve ilgisi için Burak’a sonsuz teşekkürler! Yemekler doyurucu ve servis çok güzeldi, özellikle ara sıcak çok lezzetliymiş ama ben yiyemedim gelin aç kaldı açççç böhüüüüüü 🙂

Bizim o günkü heyecanımızı üstümüzden atan altın kalpli bir prenses vardı!!! Misafirlerimiz gelmeden önce mekanda bizim harika fotoğraflarımızı çeken canım arkadaşım Selin‘e kocaman ama kocaamaaaan teşekkür öpücükleri yolluyorum blogumdan!!! O gün topuzum bozulur, makyajım akar diye poz verme konusunda çok nazlandım ama canım arkadaşım beni anlayışla karşıladı. Seni seviyorum prensesim!

Daha önceden de yazdığım gibi beyaz klasik bir gelinlik giymek istemedim ve özellikle eski döneme ait olmasını istedim… Nişantaşı’ndaki Made in Love sayesinde 1900’lü yıllara ait tam hayallerimdeki gibi bir gelinliğe kavuştum 🙂 Gelinliğin kuşağı da yine antika ama başka bir kıyafetten alınıp bu gelinliğe uyarlanmış. Mağazanın sahibi Ali Bey’e de çok teşekkür ederim!

Çıkış vakti geldiğinde minik nedimelerimiz önden yürüyüp yerlere gül yaprakları döktüler biz de arkadan onları takip ettik 😉

Ve ilk dans… Şarkımız; sözleri hüzünlü olsa da melodisini çok beğendiğimiz için Pink Martini’den La Soledad

Gelinle damat sonlara doğru biraz dağıtmış mı ne 😛 Pastamızı Pelit‘ten çilekli, pikola fındıklı ve beyaz çikolatalı olarak seçtik. Pasta şarkımız da yine blog arkadaşımın önerisi sayesinde Sertab Erener’den Rengarenk oldu 😉 Bu arada düğün hazırlıkları yapanlara küçük bir tüyo, 100 kişilik bir düğün düzenliyorsanız pastanızı kesinlikle max. 60 kişilik seçin ve pastaneye dilimlettirmeyin çünkü bu fazlasıyla yeterli oluyor, bizim pastanın yarısı arttı bile!

Tabii ki eksiklerimiz oldu, her düğün de yaşanan aksaklıklar yaşandı… Canlı müzikte beklediğimiz kişi yerine başkası sahne aldı ve pek düğüne yakışmayacak şarkılar (kimler geldi kimler geçti, seveceğim gezeceğim vs…) söyledi ama bizi gerçekten seven arkadaşlarımız buna hiç takılmadan eğlenmeye devam etti 🙂

Bu mutlu günümüzde yanımızda olan canım ailemize, tüm sevdiklerimize, arkadaşlarımıza ve ayrıca buradan güzel mesajlar ve iyi dilekleriyle bana destek olan tüm sevenlerime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki varsınız! Sizi çok seviyorum!!!